

Dün ailece biraz huzursuz bir gün geçirdik. Sabah saat 10:30 civarı maalesef Yaprak’ın elindeki küçük teşeşir parçasını ağzına attığını farkettim ama yutmasına engel olamadım. Onu kusturma çabalarım da işe yaramayınca, ilk başta İlhan’a sonra da doktorumuz Nazmi bey’e telefon açtım. Nazmi bey’e yutulan tebeşirin 1,5 cm civarı bir büyüklüğü olduğunu söyledim. Kendisi olası bir zehirlenme konusunda beni şoke eden şeyler söyledi. Tebeşirin kandaki kalsiyum miktarını arttırıp, kusma, ateş, dalgınlığa neden olabileceğini ve son noktasında da Yaprak’ı komaya sokabileceğini söyledi. Ayrıca böbreklerde kalıcı zarar bırakabileceğini ekledi. Ben Nazmi bey’e bir kutu değil, ufak bir parça yuttuğunu vurgulasam da bir fark olmadı. Gece hastanede yatacağını, bir sürü tahliller yapılması gerektiğini söyledi.
Bunun üzerine ben de Amerikan Hastanesi’nde yönetici olan arkadaşım Tolga’yı aradım. O da hastanenin acil servisine gelmemizi istedi. Ailece Amerikan Hastanesi’ne gittik ve orada nöbetçi çocuk doktoru Yaprak’ı kontrol etti. Bu arada saat iki olmuştu ve bizimkinde bırakın ateş, kusmak gibi durumları, azgınlık hat safhasındaydı. Doktor ön muayene sonrasında “gayet iyi” dedi, sonra da zehirlenme merkezi ile konuşmaya gitti. Döndüğünde Yaprak’ın yuttuğu miktarın çok rahat ihmal edilebilecek bir büyüklük olduğunu, bol bol su, süt ve sıvı almasını söyledi. “İsterseniz tahliller yaparız ama çocuğa acı çektirdiğinize değmez” dedi. Biz de içimiz rahatlamış, bir parça Nazmi bey’e kızmış şekilde Amerikan’dan ayrıldık. Doktorların hassasiyetini anlayabiliyorum ama hasta olmayan bir çocuğu da zorla hasta etmeye çalışmayı anlayamıyorum. Gece hastanede yatmak, iki defa kan aldırmak, vs … nitekim tebeşir yutma olayını takip eden 24 saat içinde Yaprak’da ne bir ateş, ne bir kusma olayı yaşamadık. Bir tek ertesi sabah kakasının rengi biraz garipti çünkü yuttuğu tebeşir maviydi.
Amerikan Hastanesi’nden çıktıktan sonra İlhan ofisine, biz de Yaprak’la Saray’a çorba içmeye gittik. Yaprak sabahtan beri süt ve su dışında birşey ağzına girmediği için tavuk çorbasını iştahla içti. Daha sonra da sandalyesinden inerek yakınlarki masada oturan bebekle ilgilenmeye başladı. Bebeğin ismi Mehmet’di ve 16 aylıktı. Annesi bizim masamızın yakınına Mehmet’i getirdiğinde Yaprak ona büyük sevgi gösterilerinde bulundu. Mehmet’in saçlarını okşayarak “cici, cici” yaptı. Yaprak cici cici yaptıkça, Mehmet Yaprak’a vurdu. Bizimki dakikalarca cicisinden vazgeçmedi, Mehmet de vurmaktan, böylece iki bebeğin arasında enteresan bir iletişim kuruldu. Ardından iki bebek merdivenlerde bir süre oynadılar, sonrasında Mehmet’ler gitti. Biz de hesabımızı ödeyip, güle oynaya evimize döndük.
Minik böcek Yaprak, sakın ve lütfen bir daha böyle bizi korkutma olur mu?







Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar