

Öğlene doğru ani bir kararla sokağa çıkmaya karar verdik Yaprak’la. Maçka Parkı’na yöneldik ve atladık teleferiğe. Hedefimiz Taksim’di. Meydana vardığımızda yemek vakdinin geldiğini farkettim. En yakında da The Marmara Kitchenette’i görünce, daldık kapısından içeri. Kendimize kocaman bir yuvarlak masa bulduk, yayıldık.
Yaprak geniş mekanı seviyor. Bir aşağı, bir yukarı her zaman ki gibi koşuşyurmakta. Servistekiler de onun peşinde. Bizim masamızla ilgilenen genç adam Yaprak’la çok anlaştı. Hatta işbirliğine bile girdiler. Bunları bir kenara yazıyorum küçük canavar, evde de yardım edeceksin … etmezsen bilmiyorum yani …


Yaprak onun için getirttiğim patates kızarması ile hiç ilgilenmedi, daha doğrusu onun için istediğim hiç bir yemek ile ilgilenmedi ve benim ızgara çupramın hepsini yedi bitirdi. Ben de “nasıl bitiririm bu koca salatayı?” dediğim roka salatası ile yetinmek zorunda kaldım. Balığı ona getirtsem yemez … annesinin olunca kıymetleniyor her ne hikmetse !!!


Annesinin bütün balığını yiyince doğal olarak ( !!!! ) bir ağırlık çöktü bizimkine. Attı kendisini pusetine ” horrrrrrrrr horrrrrrr”. Ben de bu sayede biramı rahat rahat içtim, Yaprak’ın artık patates kızartmaları eşliğinde
Yemekten sonra eve dönüş yolunda Kongre Vadisi’ne girdik. Bunca zamandır hiç geçmemiştik içinden. Yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne baktım. Ne yalan söyliyeyim, hiç beğenmedim. Hiç bir özelliği, havası olmayan bir mermer yığını olmuş kongre vadisi. Malzemelerde 2. sınıf … adeta “kötüyüm, kötüyüm” diye bağırıyor yapı. İstanbul’un şahane havası ve manzarası olmasa “yazık” diyeceğim.
Dönüş yolunda en son yakınlığı ise karıncalarla kurduk. Her beş adımda bir Yaprak karınca yuvalarını teftiş etti. Asayişin berkemal olduğunu görünce de eve huzur içinde girdi.


Tags: 28 aylık bebek gelişimi, Kongre Vadisi, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, The Marmara Kitchenette


Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar