Dışarıda gün geçirelim deyince günün ilk zorunlu durağı Cehahir Alışveriş Merkezi oldu. Çünkü orada bir arkadaşıma kitap teslim edecektim. Fırsat bu fırsat diyerek Atlantis Eğlence Merkezi’nde Yaprak’ı bol bol aletlere bindirdik. Bu arada ben de köpekbalığına binmeyi ihmal etmedim
Sonrasında biraz yürüyüş yaptık ve yol bizi Maçka Parkı’na kadar getirdi. Yaprak bir sürede de parkın içindeki oyun alanında vakit geçirdi. Bu arada Küçükçiftlik Parkından yoğun bir müzik sesi yükselmeye başladı. Ben merakla o tarafa yöneldim. Meğerse bir festival varmış. İçimden “keşke orada sahne önünde olabilseydim” diye geçirdim. … geçmişe bir parça özlem. Ama bu yıl Efes Ona Love’a gideceğiz, bu beni bir parça avutuyor.
Sonrasında Mçka Parkı’nun üst tarafındaki Fua Cafe’ye oturduk. Konser alanından yükselen rock müzik eşliğinde birşeyler içtik, atıştırdık. Yaprak’ın altını doldurması ve etrafa nefis kokular saçmasıyla beraber bize evin yolları gözüktü.
Aylardır doğru düzgün Maçka Parkı’nda vakir geçiremedik. Dün baktık hava güzeli, giyindik kuandık fırladık sokağa. Maçka Parkı’nda ilk durak çocuk oyun bahçesi. Tanıdık simalar var etrafta. Bütün bebekler çok büyümüş, şaşırdım … eh Yaprak’da çok büyüdü
Oyun parkından çıkıp hemen yakındaki kafede nefis gözleme yedik Yaprak’la. Bu arada Çınar ile tanıştık. Yaprak’la Çınar top oynarken, ben de 10 aylık ikinci bebeği ile ilgilenen Çınar’ın annesi ile sohbet ettim. İki bebekle çok zorlandığını söyledi Çınar’ın annesi. …
Gözlememizi yedikten ve Çınar ile annesine veda ettikten sonra parkın aşağı bölümüne doğru yürüdük. Doğa artık baharı kucaklıyor. Etraftaki yeşilin canlılığı insana büyük heyecan veriyor. İnsaın içinden kendisini çimlerin üstüne atası ve yuvarlanası geliyor … Yaprak da hemen daldı çimenlerin içine, güvercilerin peşinden koşturdu dakikalarca.
Ardından parkın havuzundaki Japon balıklarını inceledik. Tam o esnada Yaprak’ın gözüne teleferik çarptı, “bineyim, bineyim” diye tutturunca tırmandık parkın üst tarafına ve gidiş-dönüş bir tur teleferiğe bindik. Yaprak çok mutlu oldu. Habire “teeferik” diyor konik komik, beni güldürüyor cadı.
Parka girişimizin üstünden tam dört saat sonra çıkışa ulaştık ve evimize yorgun argın yollandık. Çok güzel bir bahar günüydü, hiç unutmayacağız
Dün Maçka Parkı sefamızın başlangıcı büyük çocuk bahçesindeki oyuncaklarla oldu. Kaydırakta bayağı vakit geçirdik. Ancak henüz helezon şekilli olandan kaymıyoruz.
Büyük çocuk parkından bayır aşağı vurduk kendimizi, Yaprak önde hızla, bende pusetle arkada sanki arkamızdan kovalayan varmış gibi koşuştura koşuştura aşağılardaki küçük çocuk bahçesine ulaştık.
Yaprak başlangıçta salıncağa binildi. Ardından yan taraftaki kaydırağın çıkması bayağı güç merdivenlerine yöneldi.
Merdivenlerin sonundaki dönen oyuncaklarla bayağı güldü. Dönen toplardan sonra kaydırağın diğer ucuna açılan tünele girildi
Tünel kaydırak şeklindeki ikinci bir tünele açılıyordu. Yaprak keyifle kaydı aşağı. Bu kaydırak döngüsünü ( merdiven + dönen oyuncaklar + 1. tünel + 2. tünel ) yaklaşık on defa tekrarladık.
Kaydıraktan sıkılınca bizimki koşa koşa karşı taraftaki havuza gitti. Tırmanmaya çalıştı ve elbetteki annesi tarafından engellendi. Derken yanımıza iki çoccuk ve bir köpek geldi. Çocuklar köpeği “çofff” diye havuza attı. Hayvan sıcaktan kimbilir ne kadar bunalmıştı. Sevimli sevimli etrafa bakındı. Ben “Yaprak kaç, şimdi silkelenecek” demeye kalmadan köpek havuz içinde sulu tüylerini silkeledi. Bizimki çok şaşırdı.
Köpek ve çocuklar gidince Yaprak koşarak çocuk bahçesine döndü. Bir süre daha burada vakit geçirdikten sonra Maçka Parkı’nın evimize yakın çıkışına yöneldik. Yaprak “mama, mama” diye tutturunca çıkış kapısına yakın SütlüKafe’de oturduk ve nefis gözlemelerinden yedik, birşeyler içtik. Saate baktığımızda yine ufak bir şok yaşadık, saat 20:40 olmuştu. Karnımız doymuş ve yorgun bir şekilde evimize döndük ve 21 Haziran’ı da böylece kapatmış olduk.
Yaprak’la yine öğleden sonra park gezintimize çıktık. Her ne kadar aklımda “kene” tehlikesi olsa da Yaprak’ı güzelim yeşillik alanda gezmesi için bırakmadan edemiyorum. Çimenlik alan içindeki her türlü farklı bitki, çiçek, ot, ağaç, böcekle o kadar ilgili ki, onun bu yoğun uğraşını izlemek benim çok hoşuma gidiyor. Her gördüğü farklı canlıyı “aaaaaaa” diyerek bana göstermesi ve kendince konuşarak gördüklerini anlatması harika bir olay.
Çimenlerin üstünde olmadığımız zamanlarda ise büyük taş yoldan kah yürüyerek, kah taşların üstüne tebeşir ile karalamalar yaparak zaman geçiriyoruz. Maçka parkının içindeki büyük havuz da bir başka uğrama noktamız. Her nedense Yaprak’ın havuz başındaki tırmanma ve suya ulaşma girişimlerine dair fotoğraf çekmemişim. Sanırım o an fotoğraf çekmekten çok, bebek suya düşmesin diye büyük mücadele içindeydim
Maçka Parkındaki elbet en önemli durağımız biri parkın aşağı bölümündeki, diğeri de girişteki çocuk parkı. Oyun alanındaki diğer çocuklarla her geçen gün artan ilişkilerini izledikçe Yaprak’ın ne kadar büyüdüğünü farkediyorum, hem şaşırıyorum, hem de çok seviniyorum.
Dün Yaprak’la uzun süre Maçka Parkı’ndaydık. Cumartesi olmasına rağmen park sakindi ve hem çimenler üstüne, hem de çocuk parkında rahatça bol bol vakit geçirebildik.
Maçka Parkı sonrasında Citys’e gittik. Alışveriş merkezinin üst katındaki eğlence parkındaki uçağa ve örümcek adamın arabasına binen Yaprak gününü “sanırım” güzel geçirmiş oldu.
Kışa girmeden önceki sayılı güzel güneşli günden birini geçirdi İstanbul bugün. Biz de Yaprak’la öğle yemeğinden sonra hemen hazırladık ve dışarı çıktık. Maçka Parkına gittik. Pazar olmasının doğal sonucu olarak biraz kalabalıktı ama biz kendimize salıncaklarda hemen bir yer bulabildik. Başka çocukları çok da bekletmemek için sallanma faslını biraz kısa kestik ve parkın aşağılarına doğru yavaş yavaş yürüdük. Yolda bir sürü pusetli anne ve bebekleri ile karşılaştık selamlaştık. Ayrıca uzun uzun geniş çimenliklerde birbirleri ile oynayan köpekleri seyrettik. Sonra birden telefonumuz çaldı. Arayan her pazar olduğu gibi ofisinde çalışan babamızdı. O da bir kaçamak yapıp yanımıza geleceğini söyleyince sevindik ve indiğimiz yoldan yukarı geri yürüdük. Yine çocuk parkı alanına ulaştığımızda ben Yaprak’ı pusetinden çıkartıp biraz yürütmeye karar verdim. Tam o sırada İlhan da geldi ve onlar Yaprak’la el ele bir aşağı, bir yukarı dolandılar. Ben de peşlerinde Foto Anne olarak cep telefonumla işte böyle yamuk yumuk fotoğraflar çektim.
Bütün güneşli günlerde olduğu gibi Yaprak’la kendimizi attık sokaklara. Akaretlerden aşağı yürüdük, Dolmabahçe Sarayı boyunca ağaçlı yoldan devam edip, sarayın yanındaki kafeteryada deniz havası aldık, tost yedik, birşeyler içtik. Yaprak’ı bu sefer tarihi yarımadayı; Topkapı Sarayı’nı görüntüleyebilecek şekilde fotoğrafladım. Madem çekim yapılan mekan aynı, bari açılar farklı olsun diye düşündüm
Sonrasında Maçka Parkı’nda salıncağa bindi Ponpon. İlk günlerde salıncakta pür dikkat oturan, önündeki düşmesini engelleyen bölüme iki elle sıkıca tutunan Yaprak Hanım artık ellerini bırakıp ayaklarını uzatarak kendince akrobatik hareketler yapmaya başladı. Yetmiyormuş gibi elimde kamerayı görünce sırıtıp, mutluluk çığlıkları atarak “bak, neler yapıyorum” dersesine poz vermeyi de ihmal etmedi.
Gözlerim dün tanıştığımız Kazak Leila ve oğlu Abay’ı aradı ama biz parktayken gelmediler. Leila’nın Türkçesi çok akıcıydı ve sanırım o da benim gibi yürümeyi ve açık havayı seviyordu ki, saatlerce Maçka Parkı’nda hem bebeklerimiz dolaştırarak, hem de sohbet ederek çok güzel vakit geçirdik. Abay ile Yaprak birbirleri ile pek ilgilenmediler. Abay “ileriyi gören, öngörü sahibi” demekmiş, çok hoşuma gitti. 15 aylık, çok tatlı ve hareketli bir bebek Abay. Ayrıca Leila’yı da içimden tebrik ettim, bu hareketliliğe oğlunu çok iyi idare ediyordu doğrusu. Leila ve Abay’a buradan selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Blogumuzun adresini Leila’ya vermiştim, belki bu yazdıklarımı da okuyabilir. İstanbul’da sadece bir hafta kalıcak olmalarına üzüldüm. Eminim Yaprak yürümeye başladığında Abay ile parkta oynayabilirlerdi. Ayrıca dün fotoğraf çekmemiş olmam da beni sonradan çok üzdü. Havada uçan sineği bile çeken ben, nasıl unutabildim bilmiyorum. !?
Bugünümüzü Citys Starbucks’da cam kenarında geniş koltuklara oturup, Yaprak yoğurt ve üzüm yiyerek, bense kahve içip ve pek de beğenmediğim muffini mideme indirerek kapattık.
Günlük yürüyüşlerimizin çok önemli bir parçası da yolumuz üstüne rastladığımız hayvan dostlarımız. Genelde güvercinler, sokak köpekleri ve kediler ile karşılaştığımız iki ana nokta var. Birincisi Maçka Parkı’nın İTÜ Maden Fakültesi girişi ve aşağısı. Burada güvercinleri, köpekleri ve kedileri besleyen pek çok hayvan sever bulunuyor. Parkın manzarası güzel ‘Sütlü Kafe’nin hemen yanında yatan, kirli krem rengi tüyleri yer yer dökülmüş, yüzü çökmüş yaşlıca köpek ne kadar Yaprak ona sevgi gösterileri yapsa da bizimle hiç ilgilenmez, uyuklamaya devam eder. Güvercinler ise çimenler üzerine saçılmış büyük ekmek parçalarını birbirleri ile yarışırcasına parçalarlar. Yaprak onların bu çevik, ani hareketlerini merak ve şaşkınlıkla izler. Bazen bir güvercin bize doğru yaklaşır, Yaprak elini güvercine uzatarak oturduğu yerden mutluluk dolu ince bir çığlıkla zıplar. Güvercin ona gösterilen ilgiyi anlar, anlamaz bilemem ama ben minik kızımın bu hallerine bayılırım. Park içinde rastlaştığımız kediler ise hiçbir zaman aynı değildir. Bazen görünürler, bazen hiç yokturlar. Ama kedi konusunda bir park var ki, rakibi olamaz; Nişantaşı Parkı.
Hayvan dostlarımızla ikinci karşılaşma noktamız Nişantaşı Parkı’na eğer Maçka tarafından girecek olursanız orta meydanın apartmanlara doğru olan hafif çimenli tepesinde kimisi oturan, kimisi yürüyen, kimisi yatan, kimisi koşan onlarca büyüklü küçüklü kedi görebilirsiniz. Geçen günlerde bir bakışta 18 kediyi saydığım, civarın kedi severlerinin buluşma noktası olan bu tepe doğrusu bizim de çok ilgimizi çekiyor. Özellikle dar yürüme yoluna aniden fırlayan oyuncu kedi yavruları Yaprak’ın favorileri. Şansımıza bugün ağacın tepesinden aşağı atlayarak yanımıza gelen kahverengi kedi yavrusu bir diğer hemcinsinin yanına gidene kadar dakikalarca bize hoş anlar yaşattı.
Parkın Vali Konağı Caddesi çıkışındaki güvercin ve köpeklerle bugün fazla ilgilenemedik. Çünkü Harbiye Askeri Müzesinden gelen sesler daha çok ilgimizi çekti.
Uzun süredir Harbiye Askeri Müzesinin kapısındaki “Perşembeleri halka açık Mehter Takımı konseri” yazısını okuyordum ama bir türlü konser saatlerine denk gelememiştik. Bugün parkın Türk büyüklerinin büstleri ile dolu olan çıkışında mehter ritimlerini duyunca hızla caddenin kaldırımına, oradan da müze girişine yöneldik. Kapıdan herhangi bir engellemeye maruz kalmadan geçtik ve müzenin büyük bir topla süslenmiş meydanında daire şeklinde yerleşmiş Mehter Takımına yaklaştık. Zaten çok coşkulu olan Mehter Takımının şarkıları kullanılan hoparlörlerle etkisini daha da artmıştı. Yaprak çok şaşırdı, belki de biraz ürktü. Onu pusetinden çıkartıp kucağıma aldım ve dört tane parçayı birlikte dinledik. Etrafta müziğe ilgi ile kulak veren, kostümleri de en az bizim kadar merakla inceleyen bolca turist vardı. Arada da yanımızdaki dinleyiciden fotoğrafımızı çekmesini rica ettik. İşte Yaprak ve annesinin Mehter Takımı anısı !. Bir de Estergon Kalesi melodisiyle kısa filmimiz var :
Maçka Parkı’ndaki salıncaklar havalar güzel gittiği sürece günlük yürüyüşlerimizdeki sabit duraklardan biri haline geldi. Yaprak sallanırken etraftaki çoğunlukla kendisinden büyük olan çocukları izlemeyi çok seviyor. Bazen de yanımızdaki salıncağa gelen akranlarına büyük ilgi gösteriyor. Bizimki eğer karşı taraf cevap verirse çoğunlukla iletişim kurmaya hazır. Tabii bunlar bir annenin bebeği hakkındaki yorumları. Acaba bebeğin kendisi neler düşünüyor, hissediyor ? Neyin, ne kadar farkında ?
Bu sefer bir de filmimiz var, bu günler de geçecek ve gün gelecek onu parkta koşuştururken görüntüleyebileceğim Bazen zaman hızlı hızlı geçsin de yürüsün, koşuştursun, konuşsun istiyorum. Sonra o günler gelip geçtiğinde de bu günlerinin tatlılığını özleyebileceğimi hissediyorum. Bir annenin karmaşık duyguları işte …
Bayramın ikinci günü masmavi gökyüzü ve sıcak güneş artık bizimleydi. Plansız programsız bir güne daha başladık. Belki dayımlara gidecektik ama yaptığımız telefon konuşmasından sonra bu ziyaretimiz bir sonraki güne kaldı. Yaprak’ın öğle yemeğini yemesiyle birlikte güzel İstanbul gününü kaçırmamak için kendimizi sokağa attık. İçimden bir ses Maçka Parkı’ndaki çocuk bahçesine gitmemizi söyledi, sesi dinledim. Park sakindi, çocuk bahçesi boştu. Hemen güneşi sırtımıza alabileceğimiz bir salıncağa yöneldik. Yaprak Datça’dan beri salıncakları çok seviyor. Etrafa gülücükler saça saça dakikalarca bir ileri bir geri sallandı. Ardından biraz yürüyüş egzersizi yaptık ve parkın aşağılarına doğru yürümeye başladık. Havuzlardan akan şarıl şarıl suları, etrafta koşuşan köpeklerı ve süekli yolumuza konan güvercinleri izleye izleye kendimizi İnönü stadyumu çıkışında bulduk. Aynı yoldan yürümemek için caddeye çıktık ve Nişantaşı’na doğru tempolu tırmanışımız geçtik. Yolda Yaprak’In gözleri kapandı.
İlhan maalesef gün içinde bize telefonları ile eşlik etti sadece. Eve dönüş yolunda günlük alışverişimizi yaptık ve Teşvikiye’den geçerken Vesbo’dan Emre Cem ile karşılaştık. Emre Cem’i çok severim, o da Yaprak’a bayılır . İTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünde Mühendislik Yönetimi lisansüstü programına başlamaya hak kazanmış, çok sevindim.
Eve dönüşte Yaprak yine oyuncakları arasına gömüldü. Ben de onu izlerken birden aklıma sayısını benim de unuttuğum incik boncuk kolyelerimi ortaya çıkarmak geldi. Tahömin ettiğim gibi kolyeler minik boncuğun çok ilgisini çekti. Hangi birini çekiştireceğini, hangisini ağzına sokacağını şaşırdı ! … eh en azından kolyeler arpa şehriden daha güvenli
Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar