Posts Tagged "dolmabahçe sarayı"

Dolmabahçe Sarayı’ndan Boğaz Seyri

Posted by: ipek aral kişioğluin 1-2 Yaş in 1-2 Yaş
27
May

dsc05832adsc05841a

Bugün Yaprak’la yine Dolmabahçe’deydik. Ama bu sefer geçen haftalarda keşfettiğimiz saray içindeki kafeye gittik. Sahil boyunca belki 150 metre boyunca dizilmiş masaları dsc05839agörünce doğrusu şaşırdım. Hiç bu kadar uzunlamasına yayılmış bir sahil kafesi görmemiştim hayatımda ve “burada bir deniz restaurant’ı açılsa ne süper olur” diye düşünmeden edemedim. Denize sıfır, muhteşem manzara, arka plan yemyeşil ve saray :D Yaprak’la bol bol manzara seyrettik. Arada kıyıya çarpan dalgaların su damlaları ile ıslandık. Yaprak şok oldu ve bana dehşet içinde baktı. Tostumuzu yiyip, çayımızı içtikten sonra bütün garsonların sevgi gösterileri eşliğinde kafeden ayrıldık. Dönüş yolunda Maçka parkındaki çocuk bahçesine uğradık. Sıcak ama rüzgarlı bir İstanbul gününü de böylece kapatmış olduk.

Tags: ,

Dolmabahçe Laleleri Boğazlandı !

Posted by: ipek aral kişioğluin 1-2 Yaş in 1-2 Yaş
7
May

dsc05338adsc05330a
dsc05335bdsc05334a

Bugün Dolmabahçe’deydik. Sahilde çayımızı içtik, tostumuzu yedik. Yaprak’ı pusetinden indirdiğimde kendimizi Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinin içinde bulduk. Sarayın kapısındaki polisler içeri girmemize çok yardımcıydılar. Bu çok bakımlı, güzel bahçede Yaprak’ın ilk ilgisini çezbeden boyları kendisi kadar laleler oldu. Birinci laleye cici yaptık, ikinci lalenin taç yapraklarını tuttuk ve kopardık (!), üçüncü ve dördüncü laleye geldiğimizde sıra bizimki coştu. Laleri uzun sağlarından tutup deli gibi sallamaya başladı. Ne sağlam lalelerse hiç birşey olmadı zavallılara. “Dur Yaprak, bak polisler bizi atacak” diye diye zorla uzaklaştırdım çiçeklerin yanından :P

dsc05347adsc05346a
dsc05342adsc05341a

Sonrasında Dolmabahçe Sarayı’nın ana giriş kapısındaki bir banka oturdum ben. Yaprak ise boş olan meydanda yoruluncaya kadar gönlünce gezdi, koştu, oturdu.

Tags: , ,

Boğazda İki Kuş

Posted by: ipek aral kişioğluin 0-1 Yaş in 0-1 Yaş
9
Eki

Bugün boğazda iki kuş gördüm.

Birinci kuş yediklerini püskürterek annesini deli eden, ağlarken garip garip sesler çıkartan, ayna karşısına dikilip kendisi ile söyleşen Yaprak. Birincisi evdeki huysuzlukları ile annesini bezdirip, sokağa çıktığının beşinci dakikasında uyuya kaldı. Boğazda esen kuvvelice rüzgar bile kendinden geçmiş canavarı kaldıramadı. Annesi aslında memnundu. Sabahtan beri bir nefes alabilmişti sonunda. Denize, köprüye, gemilere ve karşı kıyıya bakarken mutlu oldu, “ne aydınlık” dedi kendi kendine. Biraz da endişelendi, “acaba daha kalın birşeyler mi giydirseydim ponpona” diye düşünmeden edemedi.

İkinci kuşsa sizin de gözünüzün tam içine bakan ve “ne bakıyorsun ? hiç mi martı görmedin hayatında ?” deyip asabileşerek kanatlarını kabartan çırpı bacaklı sivri gaga. Bir aşağı, bir yukarı o kadar çok dolaştı ki, kıyıda oturan herkes işi gücü bırakıp onu seyretmeye başladı. Gerçekte Martı ‘Muzaffer’ memnundu hayatından, fiyaka yapıyordu etrafa, “Ben istersem uçarım, siz uçamazsınız” diye.

Sırtımızı tarihi yarımadaya verdiğimizde manzaramız işte böyle idi. İstanbul ne güzel değil mi ? Dolmabahçe Sarayı önündeki meydanı Cumhuriyetin 85. yıldönümü nedeniyle bayraklarla donatmışlardı. Bayraklar rüzgarla beraber bir öyle bir böyle savruluyordu. Yaprak uyandığında onları çok izledi. Kırmızı renk ilgisini hep çekiyor. Nerede kırmızı görse dakikalarca takılır.

Ritz Carlton Hotel’in yarattığı görüntü kirliliği ise insanın içini parçalıyor. Anadolu tarafında yeni yıkım kararı çıkan Acar Sitesi gibi, şunu da keşke ortadan kaldırabilseler. Altına konacak dinamitleri büyük keyifle ben ateşlemek isterdim doğrusu  …

Tags: , ,

Haftasonu hava biraz kapalı olmasına rağmen bizi dışarı çıkmaktan alıkoyamadı. İki gün boyunca Beşiktaş – Dolmabahçe – Fındıklı – Tophane – Karaköy hatında vakit geçirdik. Bol bol yürüdük, Fındıklı’da denizi seyrettik, Dolmabahçe Sarayı’nı gezdik, Tophane’de İlhan nargile içti, Karaköy Namlı’dan alışveriş yaptık, balık pazarından nefis taze balık aldık, Beşiktaş’da bira içtik.

Fındıklı’da manzara seyredip biraz deniz havası aldıktan sonra Tophane’ye geçtik. Oturmayı seçtiğimiz nargile kafe çok rahat ve dinlendiriciydi. Yaprak gelen geçenden büyük ilgi gördü, mamasını yedi, çevreye gülücükler saçtı.

karaköy namlı

Karaköy tarafına kadar gitmemizin nedeni İlhan’ın son günlerde içine düştüğü Namlı Gurme sevdası. Oradan meze, şarküteri alışverişi yapmaya bayılıyor. Bence de göze çok hitap eden bir yer açmışlar. Ama ne yalan söyleyeyim, bazı lezzetler adına aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kimi mezelerini hiç beğenmiyorum. (özellikle patlıcanlı olanlar) Dereotlu Erzincan tulumunu ise herkese tavsiye ederim. Müşteriler isterse açık meze büfesinde kendisine tabak yaptırabiliyor. Pasta yiyip, kahve içebiliyor. Biz, Yaprak rahat durmadığı için oturup içeride birşeyler yemeği henüz başaramadık.

Pazar günü biraz geç gittiğimiz için Dolmabahçe Sarayı’nın sadece Selamlık bölümünü dolaşabildik. Fotoğrafta da görüldüğü gibi sarayı gezmek isteyenler bayağı uzun bir sıra yapmıştı. Yunanlı, İtalyan, Hollandalı ve İspanyol turistler çoktu. 45 dakikaya yakın dışarı da bekledikten sonra içeri girebildik. Rehber eşliğindeki turu her geçen gün daha da kısaltıyorlar gibi geldi bana.

Sonrasında Beşiktaş’da sahilde oturup bira içtik, ara sıcaklar atıştırdık. Hava fazlaca serinleyince Yaprak üşümesin diye kalktık ve ağır ağır eve yollandık.

Yaprak iki gün boyunca İstanbul’un Küçük Fatihi edası ile kah pusetinde, kah kanguruda, kah kucakta dolaştı durdu. Hangi bebek 3,5 aylık olup da bu kadar sabahtan akşama gezmiştir ?… gezecek elbet, Yaprak sırtına çantasını vurup bütün dünyanın tozunu attıracak … tabii isterse :)

Tags: , , , , , , ,