

Evet, böylece Yaprak’ın ilk kuaförü ben oldum. Ne büyük şeref …
Yaprak’ın saçları fazlasıyla püskül püskül uzamış durumdaydı. Kötü olan saçlarının uzaması değil, minik canavarın saçlarına taktığım toka veya lastiklari beş dakika içinde çıkartarak yine darladuman vaziyette etrafta dolaşmaya devam etmesiydi. Yaklaşık bir aydır Yaprak’ın saçlarını kestirmek, en azından çarpık çurpuk olan taraflarını düzelttirmek üzerine düşünüyordum. Dİğer taraftan etrafımdaki bazı kişiler doğumdan beri Yaprak’ın saçlarına dokunmamış olmamı eleştiriyor, kestirirsem daha gür ve kuvvetli çıkacağını söylüyorlardı. Bu söylem pek bana inandırıcı gelmiyordu ve ayrıca bambaşka bir şey için kaygılanıyordum. Hepimizin başına geldiği gibi kuaförün önüne saç kestirmek için oturmaya görün, makaslarının pek ölçüsü olmadığı için kendizini “kuşa” dönmüş bulursunuz sıklıkla. Saçlarının kesildiği belli olan bebeklerinde durumları yetişkilerden farklı olmuyor. Hepsi, kız erkek farketmeden üç numara asker traşı gibi çıkıyor kuaförün ellerinden. Belki bütün bu saydıkların bahane, aslında kızımın saçlarını ilk kez “ben” kesmek istiyordum ve geçen sabah birden sigortalarım attı, Yaprak’ı mama sandalyesine oturtuverdim.
Bizimki başına gelecekleri anlamadı tabii. Ona “saçlarını keseceğim” dedim. Saç kelimesini bildiği için başladı elleriyle saçlarını karıştırmaya. Ben tarıyorum, o karıştırıyor. Bizim kesim seansımız adeta güreşe döndü. İlk başta kahkülleri düzellttim. Ardından yanları, en son arkaları. Kestiğim saçları da bir zarfa koyup ağzını kapattım, üstüne de bu ilk kesimin tarihini yazarak doğum defterimizin arasına kadırdım.
Minik böcekle yaşadığımız boğuşma sonunda elde ettiğim sonuçtan şahsen çok memnunum. Babasına sorsanız “çok kesmişim”. O uzun saç hastası olduğu için uçlarından aldığın bir parmaklık tutamlar bile fazla geldi. Eh, öncesi aşağıda, sonrası yukarıda, hangisi iyi siz karar verin …



Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar