Yaprak’ın ilk tecrübelerinden biri olarak 9 Ocak 2010 günü tarihe geçti; bugün Yaprak ilk defa ata bindi.
Cevahir Alışveriş Merkezi’nin alt kat girişinde kurulan minyatür manejde minik jokey Yaprak Kişioğlu seyis abilerin eşliğinde bir aşağı, bir yukarı dolaşarak hayatındaki önemli sıvanlardan birini verdi. Küçük sporcu biniş boyunca çok ciddiydi. Ama ara sıra anne ve babaya gülücüke göndermeyi de ihmal etmedi. Sürekli evde oynağı oyuncak minyatür atlardan sonra gerçeği ile bu kadar yakınlaşmak kimbilir tatlı bebeğimi ne kadar heyecanlandırdı?
Minik kelebek yazı yazarken sağ elini kullanıyor. Bir ümit benim gibi solak olur diye bekledim ama Yaprak tercihini diğer elden yana kullandı. Eh, ne yapalım
Gün içinde evde en çok vakit ayırdığımız uğraşlardan biri boyama. Bir sürü boyama kitabımız var. Kitapların her sayfasındaki cicili, bicili resimleri ilk başta incelemek ve ardından boyama operasyonuna başlamak büyük eğlence. Elbette şimdilik Yaprak bütün resimi boyayamıyor. Ona ben de yardımcı oluyorum. Bu arada da renkleri öğreniyoruz. Şu an yeşil, kırmızı, sarı, siyah, mavi, pembe, turuncu gibi temel renkleri biliyor ve istediğimde doğru renkli kalemi bana uzatıyor. Bu gelişmede anneannemizin de büyük katkısı var.
Boyama yapmanın yanında bir de şu boya kalemlerimizi ev içinde kaybetmesek ne iyi olur. Bugüne kadar kimbilir kaç takım boya kalemi aldım ? … ama olacak o kadar da, değil mi?
19 Aralık Cumartesi günü ailece öğlen evden çıktık. Ben ‘Bi’ Bakar Mısınız?’ etkinliğine katılacaktım, ardından da İlhan ve Yaprak’la buluşacaktık. Etkinlik sonrasında bizimkilerin Cevahir içindeki eğlence merkezindeo lduğunu öğrendim.
Her zaman önünden geçip hiç içine girmediğim eğlence merkezinin büyüklüğü karşısında şok geçirdim. Meğerse dışarıdan görünen bölümün ötesinde yerin dibinde katlar boyunca merkez devam ediyormuş. Dev mekanın içinde akla gelebilecek bütün oyuncaklar var. İçimden birçoğuna binmek geçtiyse de sadece Yaprak’ın kullanabileceği makinalarla biz vaktimizi geçirdik.
Mekanı öğrendiğim iyi oldu, hafta içinde daha tenha olduğu zamanlarda Yaprak’la sık sık Eğlence Merkezini ziyaret ederiz artık.
Havaların bozulmasıyla evde çok vakit geçirir hale geldik. Bunun doğal sonucu da Yaprak’ın evin her köşesini karıştırması, dağıtması oluyor tabii. Onu gün içinde kılıktan kılığa girmiş halde görebilirsiniz. Su ile oynamayı çok sevdiği için sık sık üstümüzün sırılsıklam olmasından tutun, annenin ayakkabı kutularını karıştırıp ayağına geçirdiği bir çift ile evi turlamasına, eline, koluna, başına takabileceği her türlü oyuncak, aksesuvar ile kendine eğlence yaratmasına kadar Yaprak’ın çeşit çeşit halleri, komiklikleri …
Üçüncü günde hav açınca hemen kendimizi dışarı attık. Öğlen Beşiktaş’da yemeğimizi yedikten sonra Yaprak’a oyuncak bakmak için Metrocity’e gittik. oyuncakçıda kaç saat kaldık bilemiyorum. İlhan ilk 15 dakika bizle durduktan sonra ofise geçti. Sorasında dev gibi mağazada ben oyuncak mı bakayım, Yaprak’ın peşinden mi dolanayım şaşırdım.
Yaprak mağazada çok eğlendi. Dükkan içindeki küçük eğlence parkındaki bütün oyuncaklara ikişer defa bindi, hatta boyu tam yetmemesine rağmen kayan topları bile oynadık böcekle. Bütün mücadele sonrasında istediğim tipte bir de oyuncak bulunca apar topar çıkarttım Yaprak’ı dışarı, yoksa aklımı kaçıracaktım. Metrocity’de kahve içip, pasta yedik ve Migros alışverişi yaptıktan sonra evimize döndük. Dönüş yolunda küçük kuzu kucağımda uyuyakaldı. Sanırım rüyasında hala kayan top oynuyordu
Evde Yaprak’ın en sevdiği, benimse en nefret ettiğim oyunlardan biri ayakkabı dolabı boşaltmaca. Her nedense bu oyunda dolap boşaltılıyor ama “toplanmıyor”. Toplaması hep anneye kalıyor ve anne kızıyor, söyleniyor, homurdanıyor, bir de ileride “sen neler yapardın ! …. ” diye gösterilebilmek amacı ile durum elbette görüntüleniyor ve bloga aktarılıyor !
Bayağı bir turlayıp, alışveriş sepetimizi doldurduktan sonra sıra ödeme yapmaya geldi. İşte bu aşama Yaprak’la başbaşa iken tam bir problem oluyor. Çünkü minik canavar benim meşguliyetimden faydalanıp ya mağazanın içinde kayboluyor ya da yukarıdaki manzara gibisinden sahneler yaşatıyor. Ben kasada Yaprak’a mı sesleneyim “yapma, gel, dur, Yaaapppprraaaaakk”, yoksa aldığımız ürünleri mi kasaya yığıp, sonra poşetleyeyim şaşırıyorum. Bazen poşetlemeci çocuklar oluyor, bir parça nefes alabiliyorum ama dün şanslı günümde değildim görüldüğü üzere !!
Olan olmuş, bari fotoğraf çekeyim dediğimdeyse üç dört kare almaya kalmadan mağaza güvenliği atmaca gibi üstüme atladı,”hanımefendi fotoğraf çekmek yasak” diye kaşları çatık şekilde beni uyardı. Zannedersiniz dünyanın en kıymetli resimlerinin sergilendiği bir müzede geziyorum da, görüntü almaya çalıştım.
Geçen gün marketten Yaprak’a bir sürü kalp çıkartması aldık.
İlk başta yatak kenarına, sonra duvarlara, kapı ve yerlere …. derken son olarak da sıra yüzümüze geldi. Yaprak yapıştırdı, ben sabit durdum, o kendisine yapıştırdı, ben izledim. Çok eğlendik, eğlencemizi de poz vererek arşivledik
Neyse ki yapıştırmalar yerlerinden çok kolay sökülüyor … yoksa halim haraptı
Yaprak geçen pazar ilk defa hayatında tiyatro oyunu “Sizinkiler”i izlemeye gitti kuzenleri ile. Henüz 23 aylık olmasına rağmen oyun boyunca son derece dikkatle seyretmiş sahnede olanları. Oyun sonunda ise herkesle beraber o da alkışlamış eseri ve oyuncuları. Aferin benim güzel, akıllı kızıma
Bu da ayrıca bizim için önemli bir geribildirim oldu. Doğrusu ben Yaprak için henüz bir tiyatro oyununun erken olduğunu düşünüyordum. Anlamaması bir yana, etrafı rahasız edebiliriz diye çekiniyordum. Ama Yaprak kaygılarımı boşa çıkardı. Demek ki artık birlikte başka oyunlara da gidebiliriz. Hele bir de Muhsin Ertuğrul sahnesi açılsın … açıkçası tiyatro gelişmesi beni çok heyecanlandırdı. Bu demektir ki, bir süre sonra Cemal Reşit Rey’deki konserleri de Yaprak’la takip edebilir hale geleceğiz. Ne harika
Dün sokağa erken çıktık. Bahanemiz markete gitmekti. Market yolunda İTÜ kampüsü içinden geçerken klasik doğanın keşfi çalışmalarımızı sürdürdük.
Yolu yarıladığımızda karşımıza çıkan çam ağacından küçük kozalaklar kopardık. Bu kozalaklar yüzünden ben birgün kafamı kıracağım, o başka bir durum. Ağacın dallarına yetişebilmek için bir duvara ve tellere tırmanıyorum bu yaşımda, sonum iyi değil kısacası. Ama bu kozalaklardan her geçişte üç tane kopartıp minik botaniste vermezsem olay çıkıyor. Asıl sorun kozalakları koparttığım dal boşaldığında yaşanacak, o zaman nereye tırmanmam gerekecek onu yazmak istemiyorum. Allah’tan etrafta kimse olmuyor
Yolun devamında bu sefer keçiboynuzu ağaçlarının altından geçerken yere düşen devasa keçi boynuzlarından topladık. Kuruduğu için içindeki çekirdekler çıngırak gibi ses çıkartan keçiboynuzlarını “çıkır, çıkır” diye sallaya sallaya yürüyüşümüze devam ettik.
Derken karşımıza çok daha ilginç bir canlı, minik salyangoz çıktı. Yaprak salyangozcuğa büyük tezahürat yaptı. Onu parmak ucuyla sevdi ve söyleşti. (Salyangoz alt sağ duvar üstünde, dikkatle bakılırsa görülebilir. Kendileri biraz ufaktı)
Market dönüşünde ise elimiz kolumuz çok dolu olduğu için (ben torbaları, Yaprak çokoprensini taşıyordu ! ) gözümüz doğa moğa görmedi, kendimizi evimize hemen ulaştırmaya baktık
Havalar kötüleşti, iz daha bu karanlığa adapte olamadık. Neredeyse her günümüz evde geçiyor. İşte klasik sabahlarımızdan bir tanesi; kahvaltı sonrası Yaprak azıyor, etrafı karıştırıyor, radyodan gelen müzikle dans ediyor, kah şapkalarını, kah bandanalarını takıyor, annesine taktırıyor, oyuncaklarını dağıtıyor, oynuyor, kitaplarını bakıyor, annesine her resmi anlattırıyor, hayvan resimlerine bakarken onların seslerini çıkartıyor, meyve ve biskuvi yiyor , su içerken kaşla göz arası oyun oynuyor ve hepsini üstüne boca ediyor, üst baş değiştiriliyor ve anne mütemadiyen homurdanıyor …” homur, homur, homur” …
Dün Yaprak’la Nişantası Galeri Işık’daki Aydın Doğan Karikatür Yarışması’na katılan eserleri gezdik. Kara mizah ve politik diyebileceğimiz karikatürlerin ağırlıkta olduğu sergide dereceye girenlerin mesajları bana göre başarılıydı.
Yaprak hanım her zaman ki gibi boş alanda bir aşağı bir yukarı koşturdu, merdivenlerden indi, çıktı. Allah’tan sergiyi gezen yok gibiydi, kimseye rahatsızlık vermedik.
Sergiden sonraki durağımız D&R oldu. İkinci kattaki geniş kitap reyonunu Yaprak darladuman etti diyebilirim. O dağıttı, ben toparlayabildiğim kadar topladım. Oyuncak bölümünde ise ortalık bayağı karıştı. Ama benim hoşuma giden şey, Yaprak hiçbir zaman “bana bunu al” diye diretmiyor. Bir iki elinde gezdirdikten sonra bırakıyor oyuncakları. Evde de durum aynı şekilde. Daha çok bilmediği ve ilgisiz şeyleri bir araya getirebildiği oyunları seviyor. Yap bozla vakit geçirmeyi seviyor. Etrafı, özellikle annesinin komidin üstünü karıştırmak ise favorisi. Dans etmek ise birlikte yaptığımız ve hiç sıkılmadığımız aktivitelerin başında.
Dün Yaprak’la yine parktaydık. Ama bu sefer sadece çocuk bahçesinde vakit geçirmekle kalmadık, parkın aşağı taraflarına doğru çimenler üzerinden yürüyüşe çıktık. Hava o kadar güzel ve etrafımızdaki doğa o kadar güzeldi ki, ikimizde çiçekler, çimenler, ağaçlar arasında adeta büyülendik.Yaprak rengarenk çiçeklerin yanından hiç ayrılmadı neredeyse. Onları “cici, ciciii” diye sevdi, ben de ona “mor, sarı, kırmızı, beyaz” diye renkleri anlatmaya çalıştım. Ardından Yaprak yerden taş toplamaya başladı. Taş toplama faslı yerini pislik toplamaya bırakınca annenin derhal alarm zilleri çaldı ve biz parktan yavaş yavaş yürüyerek ayrıldık.
Önümüzdeki ay Mayıs ve biz artık Yaprak’la nerede piknik yapabileceğimizi çok iyi biliyoruz. Dün çiçekler içinde geçirdiğimiz dakikalara ait bir de videomuz var, iyi seyirler
Yaprak’ın son günlerdeki en favori oyuncağı geçen hafta aldığımız boyunna uygun tahta. Renk renk tebeşirleri ile birlikte bolca vakit geçiriyoruz kızımla yazarak, çizerek. Yaprak şu an itibariyle sadece düz çizgilerle süslüyor tahtayı. Bense kedi, köpek, yılan, çiçek, güneş, araba resimleri ile onu eğlendirmeye çalışıyorum. Yazmak dışında bir diğer Yaprak’ın sevdiği şey ise tahta silgisini kullanmak. Bayağı da beceriyor doğrusu silmeyi.
Ama bir durum var ki, benim hiç mi hiç hoşuma gitmiyor. Daha da ötesi beni korkutuyor. Minik canavarı tahta başında iken kesinlikle gözden kaçırmamak gerekiyor çünkü bir bakıyorsunuz o renk renk tebeşirler elde duracağına ağzın içine girmiş. Kısacası hem eğlencesi, hem de sakıncası ile beraber geliştirici bir oyuncak oldu bu tahta Yaprak için, bütün annelere tavsiye ederim.
Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar