Posts Tagged "Anne Blogları"

10 Aylık Yaprak Neler Yapıyor ?

Posted by: ipek aral kişioğluin 0-1 Yaş in 0-1 Yaş
11
Eki

Dün yürüyüş parkurumuzda kahve içip boğaz havası aldığımız Dolmabahçe, salıncağa bindiğimiz Maçka Parkı, mama yediğimiz Nişantaşı City’s Alışveriş Merkezi vardı. Hava kapalıydı, akşama doğru da oldukça serinledi. Yaprak bir ara kestirdi, enerjisini topladı. Alanis Morissette’in The Collection albümünü almak için girdiğimiz D&R’da sürpriz bir şekilde Paul Weller’ın son albümü “22 Dreams”ı da görünce çok ama çok mutlu oldum. Yaprak D&R’da bulunduğum süre boyunca uyuduğu için içeride gönlümce vakit geçirebildim.

Son günlerde Yaprak’dan davranışsal olarak bilinçlenme diyebileceğim tepkiler alıyorum. Ağlayarak istediğini elde edebildiğini farkettiğini sezdim. Kısacası garip garip böğürtüler çıkartarak ağlamak aslen kapris ve şımarıklık ifadesi. Salıncaktan inmek istemediği için, yatmak istemediği için veya ben sürekli onunla ilgilenmediğim için … ne zormuş, insan ikilemde kalıyor, nedir doğru, nedir yanlış ? Ağladığında kucağa alıp teselli edince en küçük olumsuzlukta çıngar çıkartıyor. Babası da başka bir etken. Yaprak’ı az görebildiği için her sızlanmasında onu şevkat bombardımanına tutuyor. E tabii sonra bütün gün onunla vakit geçiren ben zorlanıyorum. Sürekli kitaplar alıyorum, okuyorum ama herşey o kadar anlık ve o kadar münferit gelişiyor ki, okunanlar, dinlenenler hikaye kalıyor. İçgüdüler de ne kadar doğru yönlendirir insanı bilinmez. Ama kızımızda bir parça arsızlık var, farkındayım. Kime çekmiş acaba ? ! :)

Yaprak son bir haftadır müzikli oyuncaklarının düğmesine basınca çalıştığını keşfetti. Bir de tepesine bastırınca içinden köpek fırlayıp şarkılar söyleyen topu ile çok oynuyor. Bastırıyor köpek çıkıyor, müzik başlıyor, sonrasında köpeği geri yerine itiyor, müzik kesiliyor. Ayrıca kurabiye kavanozu isimli oyuncağının kapağını açarak içinden değişik şekillerdeki kurabiyeleri eskiden sadece çıkartırken şimdi geri içine de yerleştiriyor ve kavanozun kapağını kapatabiliyor. Bu süre içinde de her kurabiye aldığında veya geri koyduğunda müzik çalıyor. Ama henüz kurabiyelerin şekillerine göre kavanozun içine sokulabildiği delikleri kullanamıyor, ben gösterince deniyor ama ellerine daha hiç hakim değil, bir itip sonra kurabiyeleri gelişi güzel fırlatıyor . Kurabiyeler kare, üçgen, daire, yıldız ve kalp şeklide. Her birinin üzerinde bir sayı yazıyor. Kavanozda iki mod var. Şekiller ve sayılar. Örneğin bebek üçgen kurabiyeyi uygun delikten geçirirse kavanoz “üçgen” diyor. Oyuncak sayı moduna geçirilirse de üçgen uygun delikten geçtiğinde üzerinde yazılı olan sayı “3″ sesi geliyor kavanozdan. Neşeli ve öğretici bir oyuncak doğrusu.

Havanın güzel olduğu zamanlarda sokakta Yaprak’a ayakkabı giydirmiyorum. Ancak havalar serinleyince ve böcek ayağındaki çorapları sürekli çekip çıkarınca zorunlu kaldım teyzesi Başak’ın hediye aldığı ilk adım ayakkabıları giydirmeye. Dün içinde külotlu çorap olduğu için ayakkabılarını puşetinin altına koymuştum. Alışveriş merkezi içinde oturduğumuzda belki elinden tutarak yürütebilirim diye lastik pabuçlarını giydirdim. Babası bu ayakkabılarına “rapçi ayakkabıları” diyor, beni kızdırıyor.

Evin içinde en sevdiği oyuncağın ise su damacanası olduğunu söyleyebilirim. Herhaklde tam kendi boyutlarında olduğu için habire onun yanına gidip ayağa kalkıyor, pompası ile oynuyor. Yanından ayırmak isteyince basıyor çığlığı. Ama eğer Yaprak’dan hiç ses gelmiyorsa bilin ki bir haylazlık peşindedir. Bu haylazlık da büyük ihtimalle tehlikelidir. Mesela koltuk aralarından sıyrılıp ( nasıl beceriyor anlamıyorum ) saksıları eşeliyordur veya pusetinin leş gibi tekerlekleri ile oynuyordur veya yerde bulduğu bir saçı, bir kağıt parçasını ağzına sokmaya çalışıyordur. Küçük canavarı bir dakika boş bırakmaya gelmiyor  ! :)

Yaprak’da gözlemlediğim bir başka büyük gelişme kitaplar üzerine. İlk aylarından beri onu kitaplarla tanıştırmıştım. Ama o genelde bu kalın karton baskılı kitapları eline alıp kenarlarını ısırmakla veya parçalayabildiklerini darla duman etmekle meşguldu. Derken bir iki gün önce büyük bir ciddiyetle kitapların sayfalarını çevirdiğini farkettim. Sayfaları çeviriyor ve üzerlerindeki bebeklere, kelebek, oyuncak, yiyecek resimlerine bakıyor, farklı jestler yapıyordu. Hatta dün kitabı ters tutmuştu. İçimden “acaba düzeltsem mi?” diye geçirdim. Ama vazgeçtim, çok konsantre olmuştu, bozmak istemedim. İyi ki de böyle yapmışım. Yavaş yavaş kitabı düze döndürdü. Tam anlamıyla şok oldum diyebilirim. Nutkum tutuldu. O farkında değildi benim halimin, mırıl mrıl sayfalara birşeyler diyordu. İşte böyle muhteşem anlar dünyada hiçbirşeye, hiçbir heyecana değişilmez. Bir bebeğin büyüdüğünü, akıllandığını, farkındalığının arttığını gözlemlemek gerçekten tanrısal birşey.

Tags: , ,

Boğazda İki Kuş

Posted by: ipek aral kişioğluin 0-1 Yaş in 0-1 Yaş
9
Eki

Bugün boğazda iki kuş gördüm.

Birinci kuş yediklerini püskürterek annesini deli eden, ağlarken garip garip sesler çıkartan, ayna karşısına dikilip kendisi ile söyleşen Yaprak. Birincisi evdeki huysuzlukları ile annesini bezdirip, sokağa çıktığının beşinci dakikasında uyuya kaldı. Boğazda esen kuvvelice rüzgar bile kendinden geçmiş canavarı kaldıramadı. Annesi aslında memnundu. Sabahtan beri bir nefes alabilmişti sonunda. Denize, köprüye, gemilere ve karşı kıyıya bakarken mutlu oldu, “ne aydınlık” dedi kendi kendine. Biraz da endişelendi, “acaba daha kalın birşeyler mi giydirseydim ponpona” diye düşünmeden edemedi.

İkinci kuşsa sizin de gözünüzün tam içine bakan ve “ne bakıyorsun ? hiç mi martı görmedin hayatında ?” deyip asabileşerek kanatlarını kabartan çırpı bacaklı sivri gaga. Bir aşağı, bir yukarı o kadar çok dolaştı ki, kıyıda oturan herkes işi gücü bırakıp onu seyretmeye başladı. Gerçekte Martı ‘Muzaffer’ memnundu hayatından, fiyaka yapıyordu etrafa, “Ben istersem uçarım, siz uçamazsınız” diye.

Sırtımızı tarihi yarımadaya verdiğimizde manzaramız işte böyle idi. İstanbul ne güzel değil mi ? Dolmabahçe Sarayı önündeki meydanı Cumhuriyetin 85. yıldönümü nedeniyle bayraklarla donatmışlardı. Bayraklar rüzgarla beraber bir öyle bir böyle savruluyordu. Yaprak uyandığında onları çok izledi. Kırmızı renk ilgisini hep çekiyor. Nerede kırmızı görse dakikalarca takılır.

Ritz Carlton Hotel’in yarattığı görüntü kirliliği ise insanın içini parçalıyor. Anadolu tarafında yeni yıkım kararı çıkan Acar Sitesi gibi, şunu da keşke ortadan kaldırabilseler. Altına konacak dinamitleri büyük keyifle ben ateşlemek isterdim doğrusu  …

Tags: , ,

Dün yürüyüşümüzü Yaprak’ın yoğurt-meyve öğünü için kestik ve bize içinde vakit geçirmesi en rahat gelen City’s Starbucks’a gittik. Starbucks çalışan kadrosu Yaprak’ı her zamanki gibi sevgi gösterileri ile karşıladı. Camın önündeki büyük yumuşak koltuklardan birine yerleştik. Yaprak’ın çoraplarına kadar üstündeki bütün fazlalıkları çıkardım. Hanımefendi nasıl acıkmıştı ki, yoğurt meyve karışımını açmamla bitmesi bir oldu. Sonrasında ponponu pusetinden çıkartarak geniş koltuğa, yanımda aldım. Koltuğa koyar koymaz derhal ayağa kalktı. Etraftaki bütün müşterilere el, kol uzatarak, seslenerek ilgiyi üstüne topladı. Yürüyebilse arka masamızda oturan turistler ile çıkıp gidecekti neredeyse !

Sokağa çıkarken yanımızda ufak tefek oyuncaklarımız da oluyor. Durduğumuz farklı noktalarda Yaprak’ın oyalanması için çoğunlukla kukla tarzında oyuncakları tercih ediyorum. Geçenlerde İlhan’la çok sevimli birer parmak timsah ve zebra kuklası aldık. O kadar tatlılar ki, Yaprak oynamadığı zaman ben kendi kendime parmağıma takıp kuklaları konuşturuyorum. Yaprak’da ne yapsın, annesinden geriye kalan fırsatlarda timsah ve zebranın ayaklarını ve ellerini yemekle meşgul oluyor :)

Bu arada Yaprak’ın üstündeki kırmızı bahçıvan pantolonu kuzen Eda’ya ben 2000 yılında hediye almıştım. Gel zaman git zaman, pantolonu şimdi Yaprak giymeye başladı. :)

Tags: , , ,