

Geçen Gün Yaprak’la Akaretler Şairler Sofası Parkı’na gitmeye karar verdik. İyiki de oyun alanı olarak bu mekanı tercih etmişiz çünkü parktan adımımızı içeri atar atmaz etrafta bir sürü yaşıtımız bebek farkettik. Biraz salıncakta sallanıp, kaydırak ve tahtıravalli sefası yaptıktan sonra topumuzu çıkardık torbamızdan. İlk oyun arkadaşlarımız 2,5 yaşındaki Yağmur ve 5 yaşındaki Alya idi. Yaprak’da giderek sahibiyet duygusu güçleniyor. Topunu arkadaşları ile paylaşmak girişiminde bulunsa da, onlar topla oynamaya başlayınca oyuncağını mızmızlanarak geri istiyor. Bu arada benim güzel kızım topu atıldığında yakalıyor, “hadi at” dendiğinde de düzgünce geri fırlatıyor. Bazen elleriyle atarak, bazen de ayakları ile vurarak üç çocuk etrafta çok koşuşturdular, beni de bayağı koşturdular. Kimi zaman öyle yerlere fırlatıyorlardı ki topu, meyilli olan parkta kaçan topu yakalamak bana düştü.


Yağmur ile Alya gittikten sonra 20 aylık Deniz bebek annesi ve anneannesi ile parka geldi. Deniz Yaprak’ın çoşkulu karşılaması karşısında şaşırdı ama çekingenliğini üstünden çabuk attı. Aralarında iki ay olması nedeniyle iki bebeğin oyun frekansları bayağı tuttu. Ardından da birlikte banka çıkıp oturdular. Ben de fırsat bu fırsat deyip fotoğraflarını çektim.
Tags: 18 aylık bebek gelişimi, Akaretler Şairler Sofası Parkı


Dün Yaprak’la yine pusetsiz elele sokağa çıktık. İlk durağımız planladığımız üzere Şairler Sofası Parkıydı. Maalesef tam üst sokaktaki okulun dağılma saatinde parka vardığımız için bütün oyuncaklar çok meşguldu. O nedenle biz de parkın içerisinde biraz dolaşarak heykelleri inceledik. Yaprak’ı Orhan Veli Kınık’ın kucağına oturtup fotoğraf çektiğim esnada İlhan’dan telefon geldi. Yakınlarda olduğunu ve bize katılabileceğini söyledi. Beş on dakika kadar da 14 aylık Tuna bebek ve annesi ile sohbet ettikten sonra İlhan geldi. Bende Yaprak’ın bir de fotoğrafını çekti, çok iyi etti.


Sonrasında caddenin karşısındaki Cafe Zero’ya geçtik. Cafe Zero ekibi de artık Yaprak’ı çok iyi tanıdıkları için ona bol köpüklü çikolatalı süt ikram ettiler. Yerimize yerleştikten kısa süre sonra karşı masamıza bir çift geldi. Hatta İtalyanca telefonla konuşan uzun boylu adama kulağım gitti ve burnumun direği yine “İtalya, İtalya” diye sızladı. Zaten telefonda Nevra ile Eray’ın da önümüzdeki hafta İtalya’da olacağını öğrendiğim iki-üç saat olmuştu, bu İtalyanca konuşmalar da yarama tuz biber ekti adeta. Yaprak her zamanki gibi bizim masa dışında her yerle ilgiliydi ve bir baktık bahsini ettiğim karşı masamızdaki çiftin yanına yerleşmiş bile. İsimlerinin Dilek ve Mehmet Işık olduğunu öğrendiğimiz çiftle Yaprak o kadar uzun süre oturdu ki, sonunda “bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?” diye sormak zorunda hissettim kendimi. Yaprak çiftin kendilerine yemek üzere aldıkları tosttan, kekten hapur hupur yedi. Hatta İlhan’a “O tostu ben vermeye kalksam yemez” diye sitem bile ettim.
Zaman hızla akıp gitti ve saat 19:30′a yaklaşırken biz de evimize dönmek üzere ayaklandık. Yaprak hanım da ancak bizim kalkmamızla Dilek abla ve Mehmet abisinin yanından ayrıldı ve bize katıldı. Eve dönüş yolunda bir eli bende, bir eli İlhan’da yarı yürüyerek, yarı havada çok eğlendi minik böcek. Ayrıca yol üzerinde Aslı ile karşılaştık ve görüşmek üzere sözleştik. Eve vardığımızda saat sekizi geçiyordu. Yaza girmemizle beraber havanın geç kararmasına halen alışabilmiş değilim, hep saatin ne kadar geç olduğunu görüp şaşırıyorum. Yemek saatlerimiz ise hepten kaydı. Bakalım ne zaman alışacağım bu durma?
Tags: 17 aylık bebek gelişimi, Akaretler Şairler Sofası Parkı, aslı uçman, Cafe Zero Akaretler, Dilek Işık, Mehmet Işık, Nevra Taşdemir Işık


Bugün Yaprak’la pusetimizi almadan elele sokağa çıktık. Programımızda Akaretler caddesi üzerindeki eczaneye uğramak, parka gitmek, Caffe Nero’da dinlenmek, marketten alışveriş yapmak vardı. Eczaneden vitaminizi alırken Yaprak ele gelebilecek bütün rafları karıştırdı, beni deli etti. Şairler Sofası Parkı’nda ise Zeynep isimli çok güleryüzlü 14 aylık bir bebekle karşılaştık. Yaprak’la Zeynep biraz bakıştılar, biraz itiştiler, pek iletişim kuramadılar ama biz Zeynep’in annesi ile bol bol sohbet ettik. Parkdan sonra caddenin karşı tarafındaki Caffe Nero’ya geçtik ve orada havuçlu kek yedik, ben kahve içtim. Yaprak her zamanki gibi bir süre sonra masamızı terk etti ve benden başka etraftaki herkesle ilgilendi. Hatta karşımızdaki masada oturan iki tatlı abla ile muhabbeti o kadar arttırdı ki, neredeyse onlarla kalkıp gidecek zannettim.
Cafe Nero’dan sonra market alışverişimizi zor bela yaptık. Gün boyunca en çok market içindeyken yoruldum çünkü böyle bol reyonlu ortamlarda minik canavarın elleri hiç durmuyor. Dönüş yolunda Yaprak yorgunluk sinyallerini vermeye başladı ve bayağı mızmızlandı. Zorlukla ulaştığımız sokak kapımızdan içeri girer girmez minik eskimonun üstünü çıkardım ve derhal onu iki saat boyunca mışıl mışıl uyuyacağı yatağına koydum.
Tags: 15 aylık bebek gelişimi, Akaretler Şairler Sofası Parkı, Caffe Nero
Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar