

Dün yine Yaprak’la çok hareketli bir gün yaşadık. Öğleden sonra sokağa çıktığımızda ilk durağımız Maçka Parkı çocuk bahçesi oldu. Parktaki oyuncaklarla oynadık, çimenlerde koşuşturduk. Ardından Elmadağ üzerinden Taksim’e doğru yürüyüşe başladık. Yol üzerindeki büyükçe bir kafede mola verdik. O esnada İlhan’la konuştuk ve Beşiktaş’da buluşmaya karar verdik. Yaprak’la tekrar Nişantaşı’na döndük ve Hüsrev Gerede caddesine yöneldik.
İlhan’nın futbolla yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bense sadece Fenerbahçe’yi uzaktan uzaktan takip ediyorum. Bu nedenle dünün Beşiktaş için çok önemli bir gün olduğunu bilmiyorduk. Beşiktaş’a indiğimizde ellerinde bayraklar, meşaleler, biralar taraftarları görünce “Allaaahhh, cümbüş var” dedik. Beşiktaş Çarşı maç günlerinde tanınmayacak hale gelir. Hele maç İnönü stadyumunda ise mekana “cehennem” desek abartma olmaz.
Beşiktaş’ın dün Denizlispor ile yaptığı maç çok önemliymiş meğerse, işin ucunda şampiyonluk varmış. Biz de birşeyler yiyelim derken meydana bakan bir lokantaya girdik. O kadar harika bir noktaya oturmuşuz ki, Beşiktaş anıtının önüne kurulmuş dev ekran karşısındaki yüzlerce taraftarı görünce “eğlencenin göbeğine düştük” dedik. Biz siparişlerimiz verirken Beşiktaş gol attı, ortalık birbirine girdi. Aradan dakikalar geçti ve takım şampiyonluğunu ilan ettiğinde ise yaşadığımız görüntü muhteşemdi. Tezahüratlar, meşaleler, bağırtılar, sevinç gösterileri inanılmazdı. Bu sefer yanıma fotoğraf makinasını almayı unutmamıştım; hem kendimizi, hem de Beşiktaş’ın 2009 yılı süper lig şampiyonluk anlarını olanca coşkusuyla görüntüleyebildik.
Buradan da Beşiktaş’ın ve bütün Beşiktaş’lıların, başta kardeşim Alp olmak üzere, şampiyonluğunu kutlarız.












görünce doğrusu şaşırdım. Hiç bu kadar uzunlamasına yayılmış bir sahil kafesi görmemiştim hayatımda ve “burada bir deniz restaurant’ı açılsa ne süper olur” diye düşünmeden edemedim. Denize sıfır, muhteşem manzara, arka plan yemyeşil ve saray 














dönüp duruyordu. Havalar ısındığından beri sabah ilk işim pencereleri açmak iken, ani misafirimiz kaçmasın, Yaprak onunla arkadaşlık edebilsin diye pencerelere hiç dokunmadım. Kısa süre sonra bir baktık, misafirimize ikinci kumru da eşlik etmeye başladı. Ama bu kumru ağzında çalı parçaları ile geliyor, onları saksı içindeki kuşa bırakıyor ve gidiyordu. Bizim kumru ağzında çalı parçası bir öyle
dönüyor, bir böyle dönüyor, onu uygun bir şekilde yerleştirmeye çalışıyordu. Ben “acaba yuva mı yapıyorlar?” diye düşünmeye başladım. İki kuşun bu haldır huldur çalışması öğleye kadar sürdü. Sonra bir baktım iki kumru da gitmiş. Merakla saksıya koştum, ne yapmışlar diye. Gördüklerim gözlerimin yaşarmasına neden oldu. Zannedersem artık iki kumrumuz var ve camımızın önündeki saksıda kendilerine yuva kuruyorlar. Kimbilir belki yumurta da bırakırlar, bizimde minik minik başka kumrularımız olur 






























Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar