Soru : 0-6 aylık bebeklerin genel becerilerinin gelişim süreçi nasıldır ?
Cevap : 0-6 aylık bebeklerin gelişim sürecini aşağıdaki tablodan takip edebilirsiniz.
Kaynak : Babycenter.com
Soru : 0-6 aylık bebeklerin genel becerilerinin gelişim süreçi nasıldır ?
Cevap : 0-6 aylık bebeklerin gelişim sürecini aşağıdaki tablodan takip edebilirsiniz.
Kaynak : Babycenter.com
Soru : 7-12 aylık bebeklerin genel becerilerinin gelişim süreçi nasıldır ?
Cevap : 7-12 aylık bebeklerin gelişim sürecini aşağıdaki tablodan takip edebilirsiniz.
Kaynak : Bebycenter.com
Bugün Maçka Parkı ile başlayan uzun yürüyüşümüzün son durağı Akaratler üzerindeki Vişnezade Parkı oldu. Parkın içindeki küçük çocuk bahçesini elden geçirip yeni, temiz ve Maçka Parkı’ndakilere kıyasla daha güvenli oyuncaklar koymuşlar. Yaprak salıncağa gün içindeki ikinci binişinden sonra defalarca da kaydıraktan kaydı. Tabii ki ben onu kaydırağın tepesine oturtuyordum ama sonrasında ayakları ile kendini çekip kayan hep Yaprak oldu. Minik böcek bayıldı bu kaydırak olayına.
Oyuncaklarla bayağı vakit geçirdikten sonra parkın Şairler Sofası olarak ayrılmış ve içinde ünlü Türk şairlerinin heykellerinin bulunduğu kısıma yöneldik Yaprak’la. Ben Şairler Sofası’nı çok severim. Mimari tasarımı Erhan İşözen’e aittir. Yapıtın içinde Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, Behçet Necatigil, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Özdemir Asaf, Şair Nigar Hanım ve Neyzen Tevfik’in heykelleri bulunur. Heykeltraşlar Gürdal Duyar, Yunus Tonkuş ve Namık Denizhan’dır.
Bugün sadece heykellerin yanından geçip gitmek değil, Yaprak’ın da artık onların farkına varmasını istedim. Pusetinden çıkarttım ve ilk olarak onu Neyzen Tevfik’in bankında oturttum. Bizimki çok şaşırdı, gözleri faltaşı gibi açıldı, yanındaki kocaman cisme baktı, “uuuu” diyerek düşüncelerini belirtti. Ardından Sabahattin Kudret Aksal’ın yanına gittik. Artık Yaprak bu koyu yeşilimsi metal adamlara yabancı değildi, güldü ve heykelin açıkta uzanmış elini tutuverdi. Minik böcek el tutma meraklısı zaten
Neyseki cep telefonumun kamerası çalışıyordu, hiçbir güzel anı kaçırmadım bu sefer
Yaprak’ı giydiren annesi evden çıkmadan önce aceleyle kırmızı gömleğini üstüne geçirince farketmeden kızıyla pişti oldu. Bir de üstüne fotoğraf çekince sizin ekranlarınızı da kızarttık. Eh ne yapalım, bir de üstüne kırmızılı mısralarımızı yazalım;
Kırmızı kazak, pantolon, gömlek
Dahasını giymek için cesaret gerek,
Ama sen ara belki bulursun
Unutma ! Eğer yarını beklersen
Karşında ancak sarıyı bulursun !
Daha manidarı can sağlığı … bugün de kızımla iyi kaynattık
Bugün günlerden Salı, Aralık’ın 2′si. Kış fena gelecek diyorlar, biz ise görüldüğü üzere Ekim ayı kıvamında bir sıcaklıkta yine Dolmabahçe sahilindeyiz. Yaprak hanım pusetinden inip ayakları yere değer değmez coştu. Annesi dışında etraftaki bütün masalarla ilgilendi, konuştu, gülüştü. Üniversiteli olduğunu tahmin ettiğim iki delikanlı ile flört bile etti ! Ben de seslendim “Yaprak daha erken değil mi?”. Bütün çevre masaların ilgi odağı haline gelen Yaprak herkesin yüzünde sıcak bir gülümsemeye neden oldu. Şu andan bile anlaşıldığı üzere son derece dışa dönük bir kızım var. Etrafa gülsün, seslensin, ellerini tutsun, nasıl birşeydir anlamadım. Ben de fırsattan istifade fotoğraf çekeyim dedim ama şansıma minik böceğin yüzünü ve hareketliğini güzel yansıtabilen kareler yakalayamadım; ya yüzü pusetin arkasına denk geldi, ya güneş vurdu, ya da tam çekecekken bizimki aniden yön değiştirdi.
03.09.2008 / Azmak zamanı, nereye saldırsam diye düşünüyor canavar !
15.09.2008 / Ankara - Büyük Babaannenin evi
21.10.2008 / Klasik bilgisayar başı öpüşüp koklaşmalarımız
27.10.2008 / Yatakta kendini oradan öbür taraf atıp coşarken
28.10.2008 / 10. ay doktor kontrolü
29.10.2008 / 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sabahı
02.11.2008 / Taksim D&R-akşam olmuş, uzun bir yürüyüş sonrası biz yorgunuz, minik böcek ‘full enerji’ tel sarıyor ! …
Bazı fotoğraflar vardır, ilk çekildiğinde bloga koymak için yeterli bulunmaz, bulanıktır, emsalleri vardır, vs.. Ama bir süre sonra belki içlerinde taşıdıkları insanlar, belki de belleklerideki anılar nedeniyle unutuldukları yerlerden günyüzüne çıkartılırlar. Yukarıdakilerde işte böylelerinden birkaçı. Daha yüzlercesi var ama ne yapalım ki yer dar !
Kışa girmeden önceki sayılı güzel güneşli günden birini geçirdi İstanbul bugün. Biz de Yaprak’la öğle yemeğinden sonra hemen hazırladık ve dışarı çıktık. Maçka Parkına gittik. Pazar olmasının doğal sonucu olarak biraz kalabalıktı ama biz kendimize salıncaklarda hemen bir yer bulabildik. Başka çocukları çok da bekletmemek için sallanma faslını biraz kısa kestik ve parkın aşağılarına doğru yavaş yavaş yürüdük. Yolda bir sürü pusetli anne ve bebekleri ile karşılaştık selamlaştık. Ayrıca uzun uzun geniş çimenliklerde birbirleri ile oynayan köpekleri seyrettik. Sonra birden telefonumuz çaldı. Arayan her pazar olduğu gibi ofisinde çalışan babamızdı. O da bir kaçamak yapıp yanımıza geleceğini söyleyince sevindik ve indiğimiz yoldan yukarı geri yürüdük. Yine çocuk parkı alanına ulaştığımızda ben Yaprak’ı pusetinden çıkartıp biraz yürütmeye karar verdim. Tam o sırada İlhan da geldi ve onlar Yaprak’la el ele bir aşağı, bir yukarı dolandılar. Ben de peşlerinde Foto Anne olarak cep telefonumla işte böyle yamuk yumuk fotoğraflar çektim.
Bugün her zamanki rutinimiz doktor kontrolü nedeniyle bozuldu. Muayeneden çıkmamız sonrasında dönüş yolunda Yaprak’ın uyuyakalması öğle yemeği zamanımızı da bayağı kaydırdı. Minik böcek saat 14:00 gibi benim bile duyduğum karnındaki açlık gurultuları ile uyandı. Ben ona yemek hazırlamak için aceleyle mutfağa yöneldim. Bu arada Yaprak da farkettirmeden peşimden emekleyerek gelmiş. Birden arkamdan “mamaa” diye bir ses duyunca çok şaşırdım. Bu Yaprak’ın benim hiçbir yönlendirmem olmadan ilk defa bir kelimeyi kendi kendime, böyle bilinçli söyleyişi. Kuzu ya benden yemek istedi, ya da ona yemek hazırladığımın farkımda olduğu için benim hazırlığımı onayladı. Sonuçta “mama” demesi için tetikleyici unsur ne olursa olsun, AFERİN benim tatlı kızıma
Bugün 11. ay sonu kontrolümüz için doktorumuz Nazmi Ataoğlu’nun yanına gittik. Kasım ayı için herhangi bir aşımız yazılı olmadığı için büyük dram yaşamadık diyebilirim. Yaprak’ın boyu 2,5 cm birden uzayarak 77,5 cm. olmuş. Doğrusu minik böceğin bu derece uzadığını hiç farketmemiştim. Eeee tabii, bunca yemeğe uzayacak canavar. Kilosu ise 10 kg çıktı. Yedikleri hep boya gitmiş demek ki. Bir yaşına bir hafta kala Yaprak hanım boy olarak ortalamanın 3,5 cm üstünde, kilo olarak ise istenen seviyede. Doktorumuz multitabs vitaminden multi-vitamin şuruba geçmemizi istedi. Patlıcan, bakla ve bamba hariç bütün sebzeleri yiyoruz, bu üçünü de 1 yaş sonrasında menümüz alabileceğiz. Kahvaltımızda son bir aydır Nestle’nin ballı Cheerios’unu yarım kibrit kutusu büyüklüğünde yarım yağlı ve tuzsuz beyaz peynir ve bir yumurta sarısı ile karıştırarak veriyordum, ayrıca bir tatlı kaşığı üzüm pekmezini de ihmal etmiyordum. Bu kontrolümüzde sadece sarısını yediğimiz yumurtanın tümünü yememize izin çıktı. Sonuçta gayet sağlıklı bir bebeğimiz olduğunu söyleyen Nazmi Bey’in yanından güle oynaya ayrıldık ve evimize döndük.
Blogumuzu takip edenler Yaprak’la benim en uğrak yerlerimizden birinin Beşiktaş-Nişantaşı-Şişli-Taksim hattı ve alışveriş merkezleri içindeki “Starbucks Coffee”ler olduğunu bilir. ( Hatta etiket bulutumuz içinde bile Starbucks yer alır.) Bu noktalar arasında en çok gittiğimiz ise Nişantaşı City’s şubesidir. Geçen gün blogumuza gelen bir yorum beni hem şaşırttı, hem üzdü, hem de sevindirdi. Yorum şöyle:
Merhaba,
Sevgili Yaprak ve sizin Starbucks Coffee Nişantaşı City’s ziyaretinizde sipariş ettiğiniz muffini severek tüketememiş olmanıza üzüldük. Kabul ederseniz sizi ve Yaprak’ı yine bu mağazamızda ağırlamak ve keyifle tüketebileceğiniz ürünlerimizden ikram etmek isteriz.
Sevgi ve Saygılarımızla,
Canan Kelel
Starbucks Coffee Türkiye
Müşteri İlişkileri Uzmanı
Bu yorum beni şaşırttı çünkü müşteri memnuniyeti adına nasıl ciddi bir internet taraması yapıyorsa Starbucks, bizim blogumuza ulaşıp yazımızı okuyabiliyor. Diğer taraftan yorum beni üzdü çünkü Starbucks yetkilileri sanmasın ki biz hep şikayetciyiz. Aslında biz en sevdiğimiz kafenin öyle iyi takipçiyiz ki, yeni çıkan ürün muzlu muffini farkedip deneyelim istemiştik. Olumsuz oldu, o ayrı konu
. Yorumun beni sevindiren tarafı ise Starbucks’ın bence “iyi” müşterilerinden biri olarak böylesine yakın ilgi görmemiz. Canan Hanım’a da buradan yakın alakası ve takipçiliği için hem tebrik, hem de teşekkür ediyorum. Minik muzlu muffini beğenmeme nedenim ise damağımda muzdan çok un tadını bırakması idi, sanırım tarifte biraz değişikliğe gidilse iyi olur.
Ayrıca atlamamamız gereken önemli bir konu da Nişantaşı City’s ekibi. Hepsi özellikle Yaprak’la o kadar sevgi ve ilgi dolu bir ilişki içindeler ki, ben neredeyse kıskanıyorum. Bütün City’s ekibine ayrıca blogumuz kanalı ile teşekkür ediyoruz. Yukarıdaki fotoğrafta City’s içindeki Starbucks’da çekilmiştir.
Son bir haftadır Yaprak’ı anneanne ile dedeye bırakarak diş tedavisine gidiyorum. Kanal tedavisi ve diş temizliği işlemlerim bugün itibariyle bitti. Buradan doktorum Bünyamin Beno Çukran’a teşekkür ediyorum. İnşallah arayı tekrar 4,5 yıl açmam da başıma çürükler gelmez !. Tedavim üzerine şahsi blogum Aya Merdiven Kurduk.biz‘de ayrıca yazacağım.
Anneannesi Yaprak’a sıkılmasın diye meyve sebzelerle dolu oyuncak sepet ve ahşap geometrik şekiller almış. Bizimki hepsine bayıldı. İlk başta büyük bir ciddiyetle teker teker oyuncakları inceledi, sonra her birini dört tarafa dağıttı. Tabii ki Yaprak’ın anneannelerdeki favori oyun arkadaşı Zeytin. Birbirlerine çok yaklaşmasalar da birbirleri ile çok ilgililer. Bizimki dakikalarca dikiyor bakışlarını, elini uzatıyor, garip garip sesler çıkarıyor ( belki de kedi sesi çıkarmaya çalışıyor), Zeytin ise Yaprak’a sürünerek yanından geçiyor, ona bakıyor, miyavlıyor. Bir garip flört işte onlarınki
Zeytin 10 yaşında erkek bir kedi. Elbet daha ilk yaşından itibaren en büyük rakibi evdeki diğer erkek babam yani Yaprak’ın dedesi oldu. Yukarıdaki fotoğrafta Zeytin iki ayağı üzerinde doğrulmuş vaziyette ve havadaki iki patisini kullanarak dedenin kocaman eli ile mücadele ediyor. Bu boğuşma dakikalarca devam ediyor. Biz bu görüntüyü çok gülerek yıllardır izleriz ama Yaprak ilk kez bugün şahit oldu bitmez mücadeleye. Çok şaşırdı, adeta dondu kaldı. Ben de “bu görüntü kaçmaz” diyerek cep telefonumla anı yakalayabildim.
Bugün İstanbul’da lodos var. Rüzgarın fazlasının zararlı olabileceğini düşünerek sokağa çıkmamaya karar verdim. Bütün gün evde oturunca küçük canavar tabii ki “tam” canavarlaştı. Yaprak’ın uzmanlık alanı ‘nereye saldırabilir, nereyi karıştırabilir, neyi ağzına atabilir’ şeklinde, çok da fazla çaba harcamadan annesini deli etmek. Bir an gözden kayboluyor, bir bakıyorum bizim odamızda komidinin üstünü karıştırıyor. Benim ayak sesimi duyunca panik halinde komidinin yanından uzaklaşmaya çalışıyor, beceremiyor ve odaya girdiğimde eline her ne geçirmiş ise onu bana masum bir tavırla uzatıyor. Ben de “seni gidi sahtekarrrrrrr” diye hafifçe bağırarak onu kaptığım gibi odadan çıkartıyorum. Hanımefendi gülüyor. Azgın. Fotoğrafta da bu aralar en sık oynadığımız oyunlardan biri var. Yaprak oyuncak leğeni-kovası içine oturuyor, ben de bütün oyuncaklarını üstüne yığıyorum. Sonrasında bayılıyor küçük cadı oyuncakları teker teker alıp etrafa fırlatarak üstünü temizlemeye. Eh, bu oyunun sonu anne açısından hep hazin; anne dört köşeye saçılmış oyuncakları topluyor ve leğene koyuyor. Küçük böcek bir süre sonra tekrar leğeninin yanına geliyor, leğeni ters çeviriyor ve içine oturuyor. Bekliyor, anne gelsin oyuncakları üstüne yığsın. Bunun yanında bir de “Dönen Leğen” oyunumuz var. Bu oyunda tahmin edilebileceği gibi Yaprak leğenin içine (dolu veya boş) oturuyor, annesi de leğeni kah saat yönünde, kah tersi döndürüyor, lunaparklardaki dönen fincanlar gibi. Eh, bütün gün evde vakit nasıl geçer sorusuna da böylece cevap üretebilmiş oluyoruz
Şöyle bir soru olabilir : Bu oyunların bebeğin gelişimine ne gibi faydası var ? Cevap : Valla bilemiyorum

YAPRAK 21 KASIM 2008 CUMA GÜNÜ SABAH SAAT 10:30 CİVARI
İLK DEFA
HİÇBİR YERE TUTUNMADAN
DÖRT ADIM BİRDEN ATARAK
Bazen minik bebeğiniz yeni uykudan kalkmış olsa bile bedeni daha fazlasını istediği için mızmızlanabilir. Bazen de yatağında aniden uyandığınınca tek başına kaldığını fakedip ürkebilir, korku dolu ağlayabilir. İşte böyle zamanlarda insan gerçek anneliğini hissediyor. Bebek en çok güvendiği annesinin sıcak göğsüne annesinin yönlendirmesi olmadan başını dayıyor, ona sığınıyor, gevşiyor, sakinleşiyor. Bu birliktelik anları bence bir kadın için dünyada hiçbirşeye değişilmeyecek en kutsal zamanlar. İnsan kendi kendine “böyle yüce bir bütünlüğü varedebilen sadece Tanrı’dır” diyor içinden, ona teşekkür ediyor ve bebeğinin yumuşacık saçlarını öperken, onun minik bedeninden yayılan sıcaklığa daha sıkı sarılıyor.
Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar