



Dün sokağa erken çıktık. Bahanemiz markete gitmekti. Market yolunda İTÜ kampüsü içinden geçerken klasik doğanın keşfi çalışmalarımızı sürdürdük.
Yolu yarıladığımızda karşımıza çıkan çam ağacından küçük kozalaklar kopardık. Bu kozalaklar yüzünden ben birgün kafamı kıracağım, o başka bir durum. Ağacın dallarına yetişebilmek için bir duvara ve tellere tırmanıyorum bu yaşımda, sonum iyi değil kısacası. Ama bu kozalaklardan her geçişte üç tane kopartıp minik botaniste vermezsem olay çıkıyor. Asıl sorun kozalakları koparttığım dal boşaldığında yaşanacak, o zaman nereye tırmanmam gerekecek onu yazmak istemiyorum. Allah’tan etrafta kimse olmuyor
Yolun devamında bu sefer keçiboynuzu ağaçlarının altından geçerken yere düşen devasa keçi boynuzlarından topladık. Kuruduğu için içindeki çekirdekler çıngırak gibi ses çıkartan keçiboynuzlarını “çıkır, çıkır” diye sallaya sallaya yürüyüşümüze devam ettik.
Derken karşımıza çok daha ilginç bir canlı, minik salyangoz çıktı. Yaprak salyangozcuğa büyük tezahürat yaptı. Onu parmak ucuyla sevdi ve söyleşti. (Salyangoz alt sağ duvar üstünde, dikkatle bakılırsa görülebilir. Kendileri biraz ufaktı)
Market dönüşünde ise elimiz kolumuz çok dolu olduğu için (ben torbaları, Yaprak çokoprensini taşıyordu ! ) gözümüz doğa moğa görmedi, kendimizi evimize hemen ulaştırmaya baktık



Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar