
Aktur’daki ilk tam günümüzde saat 10:00 civarı hazırlanarak kumsala gittik. Yaprak’ı bol bol koruma yağı ile sıvadıktan sonra heyecanla bu yıl denizle arası acaba nasıl olacak diye gözlemlemeye başladım. Geçen yıl Yaprak 6 aylıktı ve tam bir su kuşuydu. Omzumda uykuya dalana kadar denizde kaldığımız günler olmuştu.
Ama bu yıl işlerin pek öyle olmayacağını anlamam çok sürmedi. Bizimki ilk dakikalarda ayağını bile suya sokmayı reddetti. Bende onu kıyıya oturttum ve kürek kova ile oynamaya başladık. O eline aldığı kumları ileri fırlattı, bense küçük bir havuzcuk yaptım. Kuzen Eda da bana yardım etti. Dakikalar geçti, baktım bizimkinde hareket yok, belki beni denizde görürse gelmek ister diye düşündüm. Eda ile beraber ilerideki sala yüzmeye karar verdik. Anneannede Yaprak’a baktı. Biz Eda ile salda biraz eğlendikten sonra geri dönüş yolunda Yaprak’a uzaktan el salladım. Kıyıya yaklaştıkça bir baktım minik bebeğim oturduğu yerden hareketlendi ve denize yöneldi. Ben kıyıda durup bekler diye yavaştan aldım ama Yaprak neredeyse koaşarak kendisini bana doğru suya attı. Yüzüstü suyun içine düştü. O kadar şaşırdım ki anlatamam. Hemen onu düştüğü yerden kaldırdım, kucağıma aldım. Minik kuşum beni çok özlemiş olacaktı ki, deniz meniz demedi ve kendisini atıverdi mavi sulara.

Ardından fırsat bu fırsat deyip simidimizi aldık sahilden. Fakat Yaprak bu simitle yüzme olayından hiç hoşlanmadı.

Fazla da onu zorlamadan Yaprak’ı iskeyele doğru götürdüm, oturursa belki daha az mızmızlanır diye düiündüm ama hiçbirşey farketmedi.


Sonuç olarak ilk günkü deniz maceramız pek verimli geçmedi. Kıyıda şezlongda sanki çok yüzmüş de, simidine sahip çıkmış havasındaki pozunu da yakalamadan edemedim su canavarının. Bir de ikimizin fotoğrafını çekeyim dedim ama görüldüğü gibi şemsiyenin sansürüne takıldım bendeniz.
Tags: 19 aylık bebek gelişimi, Datça Aktur

Yaprak’la saat 20:30′da uçaktan indiğimizde bizi anneanne, dede ve Eda karşıladı. İlk yorgunluğumuzu atmak üzere biraz eve uğradık. Sadece bir gece kalacağımız için ne Bodrum’un, ne de Bodrum evinin gece manzarasının keyfini pek çıkartamadık. Zaten fotoğraftada görülebilen demir parmaklıklara Yaprak canavarı ikinci dakikada tırmanmaya kalkınca balkon kapısı da tümüyle kapandı. Kısacası bu yıl Bodrum’un bize göre olmadığını anlamış olduk, içimiz rahat etti.




Ertesi sabah yani 1 Temmuz’da saat 09:30 Datça feribotuna yetişmek üzere evden çıktık. Yaprak’ın feribotta geçireceği 3 saat güzel başladı. Feribot hareket etmeden önce Yaprak önde, ben arkada bayağı dolandık güvertede. Hareket ettikten sonraki ilk dakikalar da çok güzeldi. Ama açık alandaki rüzgar ve denizdeki dalga arttıkça etrafta dolaşmak zorlaştı, biz de feribotun kapalı bölümüne geçtik. Elbetteki bu değişiklik Yaprak’ın pek hoşuna gitmedi.

Feribotta bulunan bütün .ocuklar kısa süre sonra kapalı bölmeye geldiler. Çocukların hepsi Yaprak’dan oldukça büyüktü ama aralarıdan Ada bizimkinin mızmızlanmasına herhalde çok üzülmüş olacak ki, yanındaki küçük, sevimli çantasından bir sürü “miniş” çıkartmaya başladı. Bu sevimli oyuncaklar bizimkinin de çok hoşuna gitti. Derken oyuna Eda’da katıldı ve yolculuğun ilk saatini neşeli bir ortamda geçirmiş olduk. İkinci saat ise aynen uçaktaki dakikalar gibi pek bir sevimsiz geçti. Ve artık ben tam pes edecekken Yaprak koltukta uyuyakaldı. Böyle zorlu zamanlarda hızır gibi yetişen gücün Tanrı olduğuna gerçekten inanıyorum

1 Temmuz Yaprak’ın dedesinin yaşgünü. Bu yaşgününde dedesinin yaşgünü pastasını Eda yapmıştı. Akşam yemeği sonrasında dedemiz “bir pastam bile yok” diye hepimize sitem ederken önüne şarkılar eşliğinde pastasını çıkartınca hem bayağı şaşırdı, hem de çok sevindi. Eda yaptığı pasta çok beğenilince çok mutlu oldu. Eh, bu kutlamamızı fotoğraflamayı da ihmal etmedik.
Tags: 19 aylık bebek gelişimi, Datça-Bodrum feribotu, eda dede
Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar