

Dün Yaprak’la yine pusetsiz elele sokağa çıktık. İlk durağımız planladığımız üzere Şairler Sofası Parkıydı. Maalesef tam üst sokaktaki okulun dağılma saatinde parka vardığımız için bütün oyuncaklar çok meşguldu. O nedenle biz de parkın içerisinde biraz dolaşarak heykelleri inceledik. Yaprak’ı Orhan Veli Kınık’ın kucağına oturtup fotoğraf çektiğim esnada İlhan’dan telefon geldi. Yakınlarda olduğunu ve bize katılabileceğini söyledi. Beş on dakika kadar da 14 aylık Tuna bebek ve annesi ile sohbet ettikten sonra İlhan geldi. Bende Yaprak’ın bir de fotoğrafını çekti, çok iyi etti.


Sonrasında caddenin karşısındaki Cafe Zero’ya geçtik. Cafe Zero ekibi de artık Yaprak’ı çok iyi tanıdıkları için ona bol köpüklü çikolatalı süt ikram ettiler. Yerimize yerleştikten kısa süre sonra karşı masamıza bir çift geldi. Hatta İtalyanca telefonla konuşan uzun boylu adama kulağım gitti ve burnumun direği yine “İtalya, İtalya” diye sızladı. Zaten telefonda Nevra ile Eray’ın da önümüzdeki hafta İtalya’da olacağını öğrendiğim iki-üç saat olmuştu, bu İtalyanca konuşmalar da yarama tuz biber ekti adeta. Yaprak her zamanki gibi bizim masa dışında her yerle ilgiliydi ve bir baktık bahsini ettiğim karşı masamızdaki çiftin yanına yerleşmiş bile. İsimlerinin Dilek ve Mehmet Işık olduğunu öğrendiğimiz çiftle Yaprak o kadar uzun süre oturdu ki, sonunda “bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?” diye sormak zorunda hissettim kendimi. Yaprak çiftin kendilerine yemek üzere aldıkları tosttan, kekten hapur hupur yedi. Hatta İlhan’a “O tostu ben vermeye kalksam yemez” diye sitem bile ettim.
Zaman hızla akıp gitti ve saat 19:30′a yaklaşırken biz de evimize dönmek üzere ayaklandık. Yaprak hanım da ancak bizim kalkmamızla Dilek abla ve Mehmet abisinin yanından ayrıldı ve bize katıldı. Eve dönüş yolunda bir eli bende, bir eli İlhan’da yarı yürüyerek, yarı havada çok eğlendi minik böcek. Ayrıca yol üzerinde Aslı ile karşılaştık ve görüşmek üzere sözleştik. Eve vardığımızda saat sekizi geçiyordu. Yaza girmemizle beraber havanın geç kararmasına halen alışabilmiş değilim, hep saatin ne kadar geç olduğunu görüp şaşırıyorum. Yemek saatlerimiz ise hepten kaydı. Bakalım ne zaman alışacağım bu durma?
Etiketler: 17 aylık bebek gelişimi, Akaretler Şairler Sofası Parkı, aslı uçman, Cafe Zero Akaretler, Dilek Işık, Mehmet Işık, Nevra Taşdemir Işık


Merhaba.. bloğunuzu bir başka bloğa ulaşmak isterken keşfettim:)
Bebeğinizle paylaşımlarınıza hayran kaldım:) bloğunuz için harcadığınız emek de cabası..
aslında haddim olmayarak yaptığım bir gözlemi paylaşmak istediğim için buradayım.. minik yaprak ‘ la ilgili.. eğer isterseniz benimle iletişime geçebilirsiniz.. dediğim gibi haddim değil ancak eğer bir sağlık çalışanıysanız gördüğünüz durumlarda fikir alışverişinde bulunmak bir zorunluluk oluyor..
saygılarımla..
Merhaba Aslı hanım,
Öncelikli olarak blogumuzu ziyaret ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Elbette sizin de belirttiğiniz gibi görüş alışverişi yapmak çok önemli. Acaba Yaprak hakkındaki gözleminiz nedir? Heyecanlandım şimdi bakın !
Bizde de durum aynı… Başkalarının elinden hapur hupur yiyen çocuk bana ağzını açmıyor. Gören aç bırakıyoruz zanneder
Kesinlikle !!!
Gittik, geldik. Çook yorulduk ama değdi. 8 günde 10 şehir gezdik bir tur iptal olmasaydı 3 tane daha yapacak ve rekor kıracaktık ama Napoli, Capri, Pompei başka zamana kaldı….Gezi yazılarım ve fotolarım için bloguma beklerim
)
Tam maraton olmuş. Ben de dün Roma’daki İtalya bisiklet turu etabını izledim. Roma’daymış kadar oldum …. desem çokkkk büyük yalan söylemiş olurum. ühhhhhüüüüüü
…. yazı ve fotoğrafları merakla bekliyorum.
Roma’daymış kadar olmak için Melekler ve Şeytanları tavsiye ederim.
Ona Yaprak’ı annesine bırakıp gidebildim geçen hafta. Film sıradandı ama Roma’ya kelimeler yetmez. Karar aldım İtalyanca dil kitaplarımı çalışacağım. Hatta bir blog bile açabilirim “İtalyanca” diye.
Günde yarım, bir saat çalışsam fena mı olur? D