

Bu öğleden sonra Yaprak’la “ilk”lerle dolu bir gün geçirdik. Birinci “ilk” imiz puset olmadan minik canavalarla Nişantaşı’na çıkmamızdı. İTÜ Konservatuar binaları ve lokalinin önünden yürüyerek Hüsrev Gerede caddesine, oradan da Teşvikiye Caminin önüne çıktık. Yolda başlangıçta elimi sımsıkı tutan Yaprak, ilerleyen dakikalarda özgürlüğünü ilan etti ve tek başına son derece emin adımlarla Nişantaşı’na doğru yürümeye koyuldu.


Pusetle sık sık uğradığımız Teşvikiye Caminin bahçesine bu sefer yürüyerek girdik. Etrafta koşuşturan Yaprak’dan 2-3 yaş büyük çocuklar onunla çok ilgilendiler, ona toplarını verdiler. Bizimki de biraz şaşkın, biraz mutlu bir şekilde onları anlamaya, takip etmeye çalıştı.


Teşvikiye Camisi’nden sonra en uğrak yerlerimizden Starbucks Citys’e gittik. Burada bir başka ilkimizi daha yaşadık. Yukarıda soldaki fotoğrafta görmüş olduğunuz iskemleye benim şaşkın bakışlarım eşliğinde Yaprak hanım ben birşey demeden “kendi kendine” tırmandı ve oturdu. Adeta yürümekten çok yorulduğunu anlatmak istercesine arkasına yaslandı ve bana gülümsedi. Bir an karşımda 16 aylık bebeğim değil de, yakın bir arkadaşım varmış gibi hissettim, afalladım ama çok da mutlu oldum.


Biz masada otururken önümüzde yer alan cam kenarı koltukları boşaldı ve biz bu çok sevdiğimiz geniş, rahat bölüme geçtik. Yaprak yine beni şaşırtarak koltuğun birine kendi kendine tırmandı. Elimdeki fotoğraf makinasını görünce ise “oh be, dünya varmış” edasıyla bana bakarak bir de poz verdi
. Sonrasında da ona çalışanların oynaması için verdiği küçük boy kağıt bardaktan kendi kendine su içti, bu da gün içindeki üçüncü ‘ilk’imiz oldu.


Starbucks’dan çıkdıktan sonra geldiğimiz yoldan eve dönmek üzere yine yürümeye başladık. Yaprak cami önündeki çiçekçi çingene adamın rengarenk çiçekleri ile çok ilgilendi. Bunun üzerine sevimli adam minik ponpona yukarıda görmüş olduğunuz sarı güneş çiçeğini hediye etti. Bu hediye Yaprak’ın çok hoşuna gitti. Onu elinde sanki dünyanın en önemli şeyi varmışcasına eve kadar özenle taşıdı.
Yaprak’da şu geçtiğimiz iki gün içinde büyük değişiklikler farkediyorum. Benim dediğim uzun cümleleri takip edebildiğini, fiziksel olarak çok güçlendiğini görüyorum. Benimle konuşmak istediğini hissediyorum ve ağzında gevelediklerinin gerçek kelimelere dönüşeceği günü sabırsızlıkla bekliyorum. Ona “hayır” dediğim durumlarda yavaş yavaş inatlaşmaya başlaması da anne olarak yeni stratejiler geliştirmem gerektiğini gösteriyor. Yaprak’la vakit geçiren arkadaşlarım onun “çok insancıl, sevgi dolu, sıcak, kendi kendini meşgul eden ve kendine güvenli” bir çocuk olduğunu söylüyorlar. Böyle gözlemleri duymak çok hoşuma gidiyor, doğru yolda olduğumuzu bana hissettiriyor.
Etiketler: 16 aylık bebek gelişimi, Nişantaşı City's Starbucks


Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar