
Archive for Aralık, 2008


Havalar soğuk olunca ve evde yapacak da çok fazla şey bulamayınca sonunda minik Yaprak ve annesi azdı. Yaprak “Robotix” oldu, annesi “ördekçibaşı”. Ördekler Robotix’i kovaladı, Robotix yalpaladı, ördekler havalandı, Robotix yerde takla attı, kim altta, kim üstte biz de şaşırdık, dakikalar sonunda ördekler vakladı, Robotix viyakladı, oyun bitti, Yaprak hanım da yorgunluktan yatmaya gitti. Veeeee bir dondurucu kış günümüz de böylece geçti….


Ördekçibaşı Robotix’i fotoğraf karesinde işte böyle yakalar …
Tags: bebek oyunları


Yaprak’ın uzun süredir farklı tipte küp oyuncakları var. Sünger küpleri ile etrafta atmak, ısırmak ve eğer ben üstüste dizersem devirmek şeklinde oyunlar oynuyordu. Üçlü küp setinin üstünde ise farklı fonksiyonlar var. Hayvan resimleri, hareketli tuşlar, vs.
Bugün Yaprak küpleri ile kendi kendine oynarken ona takılayım dedim, yanına oturdum. Üçlü küp setindeki tuşlara basmaya başladım. Derken Yaprak benim elimden küpü kaptı ve pat diye diğer küpün üstüne koydu. Ardından üçüncü küpü alıp diğer ikisinin üstüne koymaya çalıştı. Başaramadı. Ama olsun. Benim ilk defa şahit olduğum bu “küpleri üstüste koyabilme” gelişmesi beni çok sevindirdi. Hemen fotoğraf makinasını kaptım. Bizimki çok şımardı flaşlar patlarken ve tabii ki küpleri birden kenara fırlattı, her zamanki gibi kameraya saldırdı.
Tags: 12 aylık bebek gelişimi, Bebek oyuncakları, bebek oyunları


Bugün Yaprak’ın 12. ay kontrolü için doktorumuz Nazmi Ataoğlu’na gittik. Bu ay su çiçeği aşımızı olacaktık. Minik kedicik doktor kontrolünü hiç sevemedi, seveceğe de benzemiyor. Elbet kimse aşı olmak istemez ama daha masanın üstüne konur konmaz da ağlamaya başlanmaz doğrusu. Kontrol için beklerken etrafa gülücükler saçan, akranlarıyla el, kol hareketleri ve garip garip sesler çıkartarak iletişim kuran Yaprak, doktor odasından içeri girince huzursuz, mızmız, mutsuz bir bebeğe dönüşüyor.
Kontrolde herhangi bir olumsuzluk olmadığını öğrendik, sevindik. Kilomuz 10,5 kg olmuş. Boyumuz aynı; 77,5 cm. Artık patlıcan, bakla, bamya dahil herşeyi yemek serbest. Gelecek ay, 17 Ocak’daki 13. ay kontrolümüzde aşı serisinin sonuncusunu olacağız ve sonrasında 18. aya kadar küçük kuşun canı bir daha yanmayacak. Her ay gittiğimiz kontrollerin sıklığı da üç ayda bire düşecek.


Dün havanın soğuk olmasına rağmen gökyüzündeki yalancı güneş bizi sokağa çıkmak için ikna edebildi. Sıkı sıkı giyindik ve Nişantaşı’na doğru yürüyüşümüze başladık. Aslen mutfak alışverişi yapmamız ve bankaya uğramamız da gerekiyordu ama bütün bu gerekliliklerden önce bir de babamıza “merhaba” diyelim istedik. Harbiye’deki ofisine doğru yüzümüze yüzümüze esen keskin rüzgara karşı yürüyerek yöneldik.
Ofisin içinde bir aşağı, bir yukarı rap rap rap dolanan Yaprak Hanım bu değişik mekanı kendince keşfetti, biraz yerlerde yuvarlandı, masaların üstüne çıktı. İş saatlerindeki ziyaretimizi fazla da uzatmadan bütün ofis çalışanlarına veda ederek babamızın yanından ayrıldık. Sonrasında ilk bankaya uğradık, ardından Migros’a. Etler, sütler, yoğurtlar, meyveler, abur cubur derken her zamanki gibi elimiz, kolumuz, pusetimiz dolu, adeta yuvarlanırcasına eve gittik.

Tags: 12 aylık bebek gelişimi

Blogumuzu takip eden arkadaşlarımızın bildiği gibi, ‘Minik Yaprak’ın Günlüğü’ nün “Anne Blogları” sayfasında sayısı 400′ü geçmiş anne blogunu bir dizin (liste) halinde yayınlıyoruz. Bu dizine başlarken arayışım biraz “diğer bebekler neler yapıyor, aynı problemler yaşanıyor mu?” diye araştırmak, biraz da başka anneleri öğrenerek, izleyerek keyifli vakit geçirmekti. Blogları topladıkça çok değişik ve hoşuma giden özellikle yemek, elişi ve kişisel bloglarla da karşılaşmaya başladım. Hiçbirini kaybetmek istemiyordum ama hepsinin adresini de tutabileceğim bir alanım yoktu.
Derken aklıma bir “kadın blogları” dizini oluşturmak fikri geldi ama bu dizin bizim Anne Blogları dizininden biraz daha profesyonelce olmalıydı. Sonuçta bu düşüncemi İlhan’a açtım. Ben araştırdım nasıl olabilir diye ve İlhan’nın da verdiği teknik destekle bugün sonunda “Kadın Blogları” web sitesini açtık.
Kadın Blogları toplam 10 kategoride kurguladığı kadın bloglarını topluyor;
Anne / Aile Blogları
Yemek Blogları
Kişisel Bloglar
Edebiyat / Şiir / Sahne Sanatları / Müzik Blogları
El sanatları / Resim / Tasarım / Dekorasyon Blogları
Moda / Güzellik / Sağlık / Diyet Blogları
Meslek / Profesyonel Bloglar
Din / Tasavvuf Blogları
Karışık İçerikli Bloglar
Diğer Bloglar ( Fotoğraf, Gezi, Teknoloji, TV, Sinema, vs.)
Kadın Blogları üye olan kullanıcılarına inceledikleri bloglara oy verme imkanını da sağlıyor. Böylece günlük en aktif bloglar, en aktif etiketler incelenebiliyor. Blog kayıtları için serbestlik sözkonusu. İsteyen site kullanıcısı kendi blogu ile beraber başka hoşuna giden, takip ettiği kadın bloglarını da siteye kaydedebiliyor. Blog sahibi olmayan bir kişi yaptığı ekleme nedeniyle eklediği blog üzerinde herhangi bir hakka sahip olmuyor. Kısacası yayınlanan bütün bloglara ait her hak blog sahibine ait. Eğer bir blog sahibi bu dizinde yer almak istemez ise bunu site yönetimine bildirip, dizinden çıkabiliyor.
Kadın Blogları hızla daha da gelişecek.Yakın zamanda wordpress üzerinden blog yapma hizmeti de verecek. Henüz %100′ü bitmemesine rağmen ben bütün kadınların faydalanabileceği bu kaynağı daha fazla kapalı tutmak istemedim. Çünkü kadın bloglarının ve kadınların birbirlerine ulaşabilirliğini görsellerle destekleyerek arttırabilen, blogları popüler kılabilen, tek bir yapı üzerinden blog yapmak isteyen kadınlara da destek verebilen benim bildiğim, araştırdığım kadarıyla Türkiye’de, hatta dünyada başka bir web sitesi yok.
Sözün özü Kişioğlu ailesi olarak “Kadın Blogları” sitesinin bütün kadınlara hayırlı ve uğurlu olmasını dileriz. Ayrıca bütün bizi takip eden ‘Annelerden’ de destek beklediğimizi özellikle iletiriz.




Sakin bir pazar günü geçiriyorduk. İlhan her zamanki gibi ofiste, ben bilgisayar başında, Yaprak ise yanımda oyuncakları ile oynuyordu….du. Bu küçük canavar ne ara gelmiş, çalışma masamın çekmecesindeki, ne zaman koyduğumu unuttuğum rujumu bulmuş, almış, kapağını açmış, yerde emekleye emekleye ( gerisinde halı üzerinde bıraktığı yoğun izlerden anlaşılıyor) kanepe kenarına gitmiş ve orada operasyona bütün yoğunluğu ile girişmiş ?
Ben de saf saf “ay ne güzel sessiz sessiz oynuyor” diyordum içimden. Ama birden şeytan dürttü, bir bakayım dedim bizimkine. Kafamı dalgın dalgın çeviriken ilk başta hemen sağ omuz altındaki kahverengi-kırmızı izleri gördüm. Gözlerimi kısıp, dalgın halimden silkinip “Bu da ne?” diye fısıldadım kendi kendime. Biraz daha kafamı çevirdiğimde halı üzerindeki izleri farkettim. İzleri takip ettiğimde ise karşıma şu yukarıda görmüş olduğunuz haylaz böcek çıktı !. Bir an ne yapacağını bilemez halde “nereden buldu çikolatayı?” diye ellimi alnıma koydum. Ama yanılıyordum, felaket sandığımdan çok daha kötüydü. Sözkonusu “renk” kaynağının burnuma gelen kokusunun çikolata değil, ruj olduğunu anladığımda iş işten çoktan geçmişti. Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Gittim yanına, eğildim “Ne yapıyorsun sen? dedim sakin sakin, bana baktı ve güldü Yaprak. Ruj kabına sokmuş olduğu o küçük parmağını daha bir ileri itti. Yerdeki ruj katmanını eli ile biraz daha dağıttı. Ben de ona baktım, baktım ve” eh, ne yapalım, bari bu -şahane- anı görüntüleyelim” dedim.
Yaprak rujdan yedi mi bilemiyorum. Ama ellerini, ayaklarını, ağzını, ardından da yerleri temizlemek bayağı vaktimi aldı. Halı ne oldu diye soracak olursanız; halı pazatesi yıkamaya gidiyor. Benim başedemeyeceğim kadar ruja bulanmış durumda çünkü.




Bu görüntüler evimizde en sık rastlanabilecek durumlardan birini sergilemekte. Yaprak iz üstünde diyerek yumuşattığım faaliyet aslında dolap karıştırmak ve içinde ne varsa, ne yoksa yere indirmek. Çalışma masamın içi ağzına kadar dosyalar, kağıtlar, evraklarla dolu dolabı Yaprak hanım sayesinde ilk başta boşaldı. Sonra içi pofuduk oyuncaklarla dolduruldu. Dolayısıyla minik böcek günde siz deyin beş, ben diyeyim on defa bu dolabın içindedekileri dışarı saçıyor, ta ki en dipte her ne varsa ona da ulaşıncaya kadar. E dolap derin olunca da bizimki yukarıda görüldüğü gibi beline kadar operasyona girişiyor. O kadar komik bir manzara ki bu, sonunda yakalayabildim ve blogumuza ekledim

“Vay be, bugünlerde de herşey kordonsuz “
BATMAN’nin Annesi

“ACİL DURUMDA SUYU KIRIN”

“Aslına bakarsanız bay Nortz, sizin GÖBEK KORDONUNU kesmeniz gerekiyordu”
“Benim parmağımı dişlemeyi tercih ediyor. Onun üzerinde güçlü, yatıştırıcı etkim olmalı…”
Tags: bebek karikatürleri

Yaprak’a yaşgününde aldığımız yürüteç-bisikletin “yürüteç” fonksiyonunu bugün itibariyle noktaladık. Yaprak artık bir noktadan diğerine küçük bir robot misalı pat pat pat yürüyor. Bu aşamadan sonra yürüteçe tutunarak dolaşması saçma, hatta yanlış olabilir düşüncesiyle hemen bu renkli büyük oyuncağımızı ikinci işlevini görmesi için sabah Yaprak’la bir operasyon düzenleyerek bisiklete dönüştürdük.
Oyuncağın yeni haline bizimki bayıldı. Her ne kadar iki ayağını yere bassa da henüz kendini itemiyor. İşte böylece itici kuvvet; “anne” olarak ben devreye giriyorum. Evin içinde bir aşağı, bir yukarı iki büklüm vaziyette minik böceği itiyorum. O çok mutlu, benim belim “imdat, imdat” diye bağırıyor !!!
Bir diğer gelişmemiz ise Yaprak’a kelimeleri tanıtma çabam çerçevesinde gelişti. Bu sabah her zamanki gibi kitaplarımıza bakma zamanı geldiğinde Yaprak’a “hadi kitaplarını getir bana” dedim. Bana baktı, sonra döndü kitaplara baktı, ardından kitapların yanına gitti ve birini kaldırarak bana gösterdi. “Evet”, dedim gülerek “getir bana onu”. Getirmedi. Oturduğu yerde açtı, kendi kendine bakmaya başladı. Eh, olsun, bu kadarı da çok olumlu bir gelişme. Kitaplara beraber bakarken ona “muz, bebek, ördek, banyo, araba” dediğimde ilgili fotoğraflara bakıyor ama henüz “göster” dediğimde parmağı ile işaretleyemiyor. Ben işaret ediyorum göstermeyi öğrensin diye. Bütün bu farkındalıklar beni çok mutlu ediyor. Eminim Yaprak’da halinden memnun, büyüyor olmanın keyfini yaşıyor
Tags: 12 aylık bebek gelişimi, Bebek oyuncakları, bebeklerde yürüme
Başak teyzemiz ile kuzen Eda Yaprak’a 1. yaşgünü için Ankara’dan bir dolu hediyeler gönderdiler. Büyük paketin içindeki sürpriz ise Eda’nın Yaprak için çizdiği resimlerdi. Yaprak’la beraber resimlere teker teker baktık. Sonrasında Yaprak her ne kadar tek başına onları incelemek ( ! ) istediyse de, ben ona pek yüz vermedim
Tags: başak dede, eda dede
Bir adım, iki adım derken Yaprak bugün akşamüstü kendini boşluğa gözlerimin önünde bırakıverdi ve benim şaşkın bakışlarımın eşliğinde oturmakta olduğum koltuğa, bana doğru yürüdü. Ben şok olmuş halde sevinç çığlıkları attım, onu çoşku ile kucakladım, öpücüklere boğdum, o ise sanırım birşeyler başardığının farkındalığıyla kollarımın arasında mutlu mutlu çırpındı.
… ne nefis duygular bunlar …
Dün Ayşe Musal, Evren Gülöksüz, Yaprak ve ben Salvador Dali sergisini görmeye Sakıp Sabancı Müzesi’ne gittik. Bu gezimize İlhan işleri nedeniyşe katılamadı
. Sabah saat 11:00 gibi Emirgan’a vardığımızda müzenin girişi boyunca dizili otomobilleri görünce içimden “eyvah” dedim, “çok dolu galiba”. Ama sandığımın tersine girişte hiç beklemeden biletlerimizi aldık ve köşk yolundan yukarı yürüdük. Bu arada girişte Dali’nin Figuras’daki müzesinin meşhur yumurtalı duvarlardan bir küçük örneğini koymuş olmaları çok hoşumuza gitti.
Serginin başlangıçında Salvador Dali’nin hayatının kronolojik olarak anlatıldığı bölümü Yaprak’la ben seri olarak geçtik. Çok fazla insan bu bölümde birikmişti. Benim Dali üzerine önceden bir parça bilgili olmam işe yaradı kısacası. Girişte aldığımız audiodan da ilgimi çeken parçalar üzerine bolca bilgi alabildim. Yaprak tabii ki kısa süre sonra içinde bulunduğumuz loş ama insan dolu mekandan sıkılmaya başladı, huysuzlandı. İlk kurtarıcım yanımdaki biskuvi ve krakerler oldu. Birinci katta bir aşağı bir yukarı yarı resimlere, fotoğraflara bakar, yarı beslenme vakdi geçirir şekilde minik böcekle dolandık. Doğrusu serginin dolaşılması için hazırlanan rotayı fazla takip edemedik.
Birinci katta bir ara Ayşe Yaprak’la ilgilendi, ben de yukarıda görüldüğü gibi oldukça kötü fotoğraf çekimleri yaptım. Yaprak’ın minicik bedeni iile hareketliği ve sevimliliği etrafımıdaki müze gezerleri de bayağı eğlendirdi.
Bu arada aramıza Evren’de katıldı. Saatler ilerlerken müzenin birinci katı da fazlasıyla dolmaya başladığı için biz ikinci kata indik. Bu katta Figuras Müzesi’ne ayrılan bölümde bayağı vakit geçirdik, fotoğraflar çektik. Dali’nin ahşap oymalı baskılarının bulunduğu bölüme geldiğimizde Yaprak hafif hafif uyuklar hale geldi ve ben de sonunda bir nefes alabildim, 2. kattaki resimlere bakabildim, audiodan anlatımları dinleyebildim. Ancak Dali’nin kısa filmini izleyemedim.
3. kat diğerlerine göre daha az eserin sergilendiği son bölümdü. Ara Güler’in Dali fotoğrafları ve Dali’nin 1980′den 89′a kadar ki son resimlerinden örnekleri içeriyordu. Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi burada da Yaprak hanım uyuklamaya devam etti. Sergiyi Ayşe ve Evren’den ayrı gezdiğimizi için son katta bizim turumuz bittiğinde onların da 3. kata inmesini bekledik. Ardından bir buluşma yeri tespit ederek biz satış mağazasının bulunduğu zemin kata çıktık.
Satış Mağazası ile bayağı ilgilenen Yaprak iki arada bir derede kendisine arkadaş bulmayı da ihmal etmedi. Ayşe ve Evren’nin de gelmesi ile birlikte mağazadan ufak tefek alışveriş yapıp Sabancı Müzesi Salvador Dali Sergisi’nden ayrıldık. Çıkıştaki İstinye’ye doğru müze duvarının kenarından uzayan giriş kuyruğunu gördüğümüzde bizim ne kadar vakitli geldiğimizi anladık. Saat 14:00′ü geçiyordu, başta Yaprak olmak üzere hepimiz acıkmıştık ve kısa bir nereye gitsek sohbetinin ardından Bebek’e, Kitchenette gitmeye karar verdik.
Kitchenette Yaprak için kıymalı nohutlu ve bol salçalı değişik bir çorba getirttim. Bizim ki fazla itibar etmedi bu yeni tada. Yaprak bu mekanda da yan masamıza gelen 14 aylık bebek ile çok ilgilendi ama ismini anlaymadığım bu erkek bebek bizimkine hiç yüz vermedi. Bayağı sigara dumanı ile kaplı olan mekanda elele etrafta dolaştık, Evren onu omuzlarına aldı, Ayşe kucağında böceği meşgul etmek için uğraştı. Kısacası Kitchenette’deki yemeğimiz benim için yine pek kolay geçmedi. Saat 16:00′yı geçe hem Yaprak artık durmadığı, hem de Evren’nin iş seyahati olduğu için kalkmaya karar verdik. Minik ponpon dönüş yolunda uzun günün yorgunluğu ile kollarımda uyuyakaldı.
Tags: ayşe musal, Evren Guloksuz, Sakıp Sabancı Müzesi, Salvador Dali Sergisi
Eeee, artık kış geldi, havalar iyice soğudu. Bizim astronot da yeni bir kozmik keşif için önce büyük ciddiyetle tulumunu giydi, soğuk savıcı özel başlığını taktı, ardından uzay pusetine binip, roketleri ateşledi. Yolculuk ne tarafa diye sorarsanız söyleyelim : Anneanne ile dedeye
Anneannemiz bugün ben sinemaya giderken Yaprak’a baktı. Her gidişimizde anneanne Yaprak’a başka bir oyuncak almış oluyor, bizimki de çok seviniyor. Bu seferki hediyen zıplayan uğurböceği idi. Bu arada anneannenin aldığı oyuncaklar onda kalıyor çünkü evimizde böceklerden, küplerden, araç, gereçlerden ve pofuduk oyuncaklardan fazlasıyla mevcut !
Yaprak anneanne ve dedesiyle olmayı çok seviyor, kim nereye giderse onu arkasından takip ediyor. Hep bir konuşmalar, el kol hareketleri, sevinç çığlıkları, arada bir Zeytin’e bulaşmalar, oyuncakları etrafa saçmalar, biraz bisküvi ile elma yemek ve kısa süre kestirmek, işte ben yok iken minik böceğin özetle yaptıkları … yanlız bu sefer Yaprak ben kapıdan çıktıktan sonra huysuzlanmış. Daha önce varlığımı yokluğumu farketmezdi, galiba bu bağımsız tavrı biraz değişiyor. Zaten son günlerde de “anne, anne” diyor. “Efendim” diye cevap veriyorum, bilmiyorum bilinçli mi, değil mi ama çok hoşuma gidiyor. Annem “neden acele ediyorsun ? nasıl olsa hepsini söyleyecek” diyor ama sanki o bana gerçekten “anne” deyince dünyalar benim olacakmış gibi geliyor.
mov02788
Yaprak’ın önüne ilk konduğu günden beri oynamayı en sevdiği şeylerden biri oyuncaklarını içine koyduğumuz leğen. Leğen deyip geçmeyin, onun o kadar çok fonksiyonu var ki anlatamam. Kah dönen fincan, kah bir sandalye, kah bir ağırlık, kah bir trompet … Yaprak büyümesinin her aşamasında bu mavi leğene kendi yaratıcılığı doğrultusunda farklı işlevler katmayı başarıyor. Yukarıdaki bu fotoğrafın çekimi öncesinde ilk başta minik böcek leğenin içindeki oyuncakların tepesine oturdu. Herhalde kendi kendine dağa çıktığını falan zannediyor
Sonra baktı çok dengeli değil bu oturuş, indi oyuncakların tepesinden (çoğunlukla iniş sırasında kayıp düşer ve mızırdanır), bu sefer içindeki oyuncakları tepetaklak yere boşalttı. Ardından girdi leğenin içine oturdu. Bir öyle, bir böyle derken sonunda can çekişen dev bir balık misali yattı leğenin içinde, başladı kıvranmaya. Sağa döndü, sola döndü … baktı rahat edemiyor, doğrulmaya çalıştı … işte çıngar bundan sonra koptu
Bizimki kalkamadı, ne yüzsütü dönebildi, ne sırtüstü. Başladı çığlık atmaya … işte böylece cankurtaran anne devreye girdi gülerek ve “Azgın! azdın azdın sonunda böyle yan yatıp kaldın …” diyerek onu kucağına alıp sakinleştirdi.
2 saniyelik olsa bile bir de filmimiz var fotoğrafın yanında (mov02788) ve gerçekten yaşanan durumu anlatmaya yetiyor
Tags: 12 aylık bebek gelişimi







































Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar