Dün öğleden sonra İlhan ofisten dönünce ailece sokağa çıktık. Dolaşırken acıktığımızı farkettik ve kısa mesafedeki bol alternatifli Cevahir Alışveriş Merkezi’ne gitmeye karar verdik. Yaprak meyveli yoğurdunu, biz Çin yemeklerimizi afiyetle yedikten sonra kahvelerimizi içmek üzere kalabalıktan zor sıyrılarak Starbucks’a gittik. Arada da işte böyle birkaç fotoğraf çekebildik. Yaprak pusetinde ayağa kalkıp dolaştırılmaya bayılıyor, annesi de eli mahkum onu işte böyle iki büklüm koridorlarda gezdiriyor.
Archive for Ekim, 2008
Yaprak’ın doğduğundan beri en sevdiği şeylerden biri de ayna karşısına geçip kendisi ile söyleşmek, bağrışmak, vuruşmak, yanak yanağa koklaşmak. İlk aylarında çok bilinçsizce benim kucağımdayken yaptığı bu oyun son bir aydır farklılaştı. Emekleyerek evi dolaşmaya başladıktan sonra aynanın karşısına kendi kendine gitmeye başladı. Aynadaki görüntünün artık kendisine ait olduğunun da farkında ve şaşkın ” ben buradayım, karşımdaki de benimle aynı, nasıl yani ???!!!” gibisinden bir çelişki yaşadığı. Sonrasında aynanın kenarına gidip minicik parmağı ile aynayı kaldırmaya çalışması, çok komik. Aynanın her tarafındaki el izlerinden anlaşılabileceği gibi hergün bayağı bir süresini minik kuş burada geçiriyor.
Aslında bir fotoğrafla değil, onu filme alarak bu anları arşivlemeliyim ama Yaprak kamerayı gördüğü anda aynadaki akisi ile olan iletişimini kesip direkt kameraya kilitleniyor. Daha böyle birçok an yakalanamıyor, çok üzülüyorum… Bu fotoğrafı da ucu ucuna çekebildim. Elimde fotoğraf makinasını görünce hemen dizleri üstüne geri çöktü ve üstüme doğru hızla emeklemeye başladı… Sonra ne mi oluyor ? Dizime tutunarak ayağa kalkıp makinaya uzanıyor … sanki o istedi diye vereceğim !!! ??? Çılgın bebek …
Tags: 10 aylık bebek gelişimi
Dün yürüyüş parkurumuzda kahve içip boğaz havası aldığımız Dolmabahçe, salıncağa bindiğimiz Maçka Parkı, mama yediğimiz Nişantaşı City’s Alışveriş Merkezi vardı. Hava kapalıydı, akşama doğru da oldukça serinledi. Yaprak bir ara kestirdi, enerjisini topladı. Alanis Morissette’in The Collection albümünü almak için girdiğimiz D&R’da sürpriz bir şekilde Paul Weller’ın son albümü “22 Dreams”‘ı da görünce çok ama çok mutlu oldum. Yaprak D&R’da bulunduğum süre boyunca uyuduğu için içeride gönlümce vakit geçirebildim.
Son günlerde Yaprak’dan davranışsal olarak bilinçlenme diyebileceğim tepkiler alıyorum. Ağlayarak istediğini elde edebildiğini farkettiğini sezdim. Kısacası garip garip böğürtüler çıkartarak ağlamak aslen kapris ve şımarıklık ifadesi. Salıncaktan inmek istemediği için, yatmak istemediği için veya ben sürekli onunla ilgilenmediğim için … ne zormuş, insan ikilemde kalıyor, nedir doğru, nedir yanlış ? Ağladığında kucağa alıp teselli edince en küçük olumsuzlukta çıngar çıkartıyor. Babası da başka bir etken. Yaprak’ı az görebildiği için her sızlanmasında onu şevkat bombardımanına tutuyor. E tabii sonra bütün gün onunla vakit geçiren ben zorlanıyorum. Sürekli kitaplar alıyorum, okuyorum ama herşey o kadar anlık ve o kadar münferit gelişiyor ki, okunanlar, dinlenenler hikaye kalıyor. İçgüdüler de ne kadar doğru yönlendirir insanı bilinmez. Ama kızımızda bir parça arsızlık var, farkındayım. Kime çekmiş acaba ? !
Yaprak son bir haftadır müzikli oyuncaklarının düğmesine basınca çalıştığını keşfetti. Bir de tepesine bastırınca içinden köpek fırlayıp şarkılar söyleyen topu ile çok oynuyor. Bastırıyor köpek çıkıyor, müzik başlıyor, sonrasında köpeği geri yerine itiyor, müzik kesiliyor. Ayrıca kurabiye kavanozu isimli oyuncağının kapağını açarak içinden değişik şekillerdeki kurabiyeleri eskiden sadece çıkartırken şimdi geri içine de yerleştiriyor ve kavanozun kapağını kapatabiliyor. Bu süre içinde de her kurabiye aldığında veya geri
koyduğunda müzik çalıyor. Ama henüz kurabiyelerin şekillerine göre kavanozun içine sokulabildiği delikleri kullanamıyor, ben gösterince deniyor ama ellerine daha hiç hakim değil, bir itip sonra kurabiyeleri gelişi güzel fırlatıyor . Kurabiyeler kare, üçgen, daire, yıldız ve kalp şeklide. Her birinin üzerinde bir sayı yazıyor. Kavanozda iki mod var. Şekiller ve sayılar. Örneğin bebek üçgen kurabiyeyi uygun delikten geçirirse kavanoz “üçgen” diyor. Oyuncak sayı moduna geçirilirse de üçgen uygun delikten geçtiğinde üzerinde yazılı olan sayı “3″ sesi geliyor kavanozdan. Neşeli ve öğretici bir oyuncak doğrusu.
Havanın güzel olduğu zamanlarda sokakta Yaprak’a ayakkabı giydirmiyorum. Ancak havalar serinleyince ve böcek ayağındaki çorapları sürekli çekip çıkarınca zorunlu kaldım teyzesi Başak’ın hediye aldığı ilk adım ayakkabıları giydirmeye. Dün içinde külotlu çorap olduğu için ayakkabılarını puşetinin altına koymuştum. Alışveriş merkezi içinde oturduğumuzda belki elinden tutarak yürütebilirim diye lastik pabuçlarını giydirdim. Babası bu ayakkabılarına “rapçi ayakkabıları” diyor, beni kızdırıyor.
Evin içinde en sevdiği oyuncağın ise su damacanası olduğunu söyleyebilirim. Herhaklde tam kendi boyutlarında olduğu için habire onun yanına gidip ayağa kalkıyor, pompası ile oynuyor. Yanından ayırmak isteyince basıyor çığlığı. Ama eğer Yaprak’dan hiç ses gelmiyorsa bilin ki bir haylazlık peşindedir. Bu haylazlık da büyük ihtimalle tehlikelidir. Mesela koltuk aralarından sıyrılıp ( nasıl beceriyor anlamıyorum ) saksıları eşeliyordur veya pusetinin leş gibi tekerlekleri ile oynuyordur veya yerde bulduğu bir saçı, bir kağıt parçasını ağzına sokmaya çalışıyordur. Küçük canavarı bir dakika boş bırakmaya gelmiyor !
Yaprak’da gözlemlediğim bir başka büyük gelişme kitaplar üzerine. İlk aylarından beri onu kitaplarla tanıştırmıştım. Ama o genelde bu kalın karton baskılı kitapları eline alıp kenarlarını ısırmakla veya parçalayabildiklerini darla duman etmekle meşguldu. Derken bir iki gün önce büyük bir ciddiyetle kitapların sayfalarını çevirdiğini farkettim. Sayfaları çeviriyor ve üzerlerindeki bebeklere, kelebek, oyuncak, yiyecek resimlerine bakıyor, farklı jestler yapıyordu. Hatta dün kitabı ters tutmuştu. İçimden “acaba düzeltsem mi?” diye geçirdim. Ama vazgeçtim, çok konsantre olmuştu, bozmak istemedim. İyi ki de böyle yapmışım. Yavaş yavaş kitabı düze döndürdü. Tam anlamıyla şok oldum diyebilirim. Nutkum tutuldu. O farkında değildi benim halimin, mırıl mrıl sayfalara birşeyler diyordu. İşte böyle muhteşem anlar dünyada hiçbirşeye, hiçbir heyecana değişilmez. Bir bebeğin büyüdüğünü, akıllandığını, farkındalığının arttığını gözlemlemek gerçekten tanrısal birşey.
Tags: 10 aylık bebek davranışları, Anne Blogları, Bebek oyuncakları
Bugün boğazda iki kuş gördüm.
Birinci kuş yediklerini püskürterek annesini deli eden, ağlarken garip garip sesler çıkartan, ayna karşısına dikilip kendisi ile söyleşen Yaprak. Birincisi evdeki huysuzlukları ile annesini bezdirip, sokağa çıktığının beşinci dakikasında uyuya kaldı. Boğazda esen kuvvelice rüzgar bile kendinden geçmiş canavarı kaldıramadı. Annesi aslında memnundu. Sabahtan beri bir nefes alabilmişti sonunda. Denize, köprüye, gemilere ve karşı kıyıya bakarken mutlu oldu, “ne aydınlık” dedi kendi kendine. Biraz da endişelendi, “acaba daha kalın birşeyler mi giydirseydim ponpona” diye düşünmeden edemedi.
İkinci kuşsa sizin de gözünüzün tam içine bakan ve “ne bakıyorsun ? hiç mi martı görmedin hayatında ?” deyip asabileşerek kanatlarını kabartan çırpı bacaklı sivri gaga. Bir aşağı, bir yukarı o kadar çok dolaştı ki, kıyıda oturan herkes işi gücü bırakıp onu seyretmeye başladı. Gerçekte Martı ‘Muzaffer’ memnundu hayatından, fiyaka yapıyordu etrafa, “Ben istersem uçarım, siz uçamazsınız” diye.
Sırtımızı tarihi yarımadaya verdiğimizde manzaramız işte böyle idi. İstanbul ne güzel değil mi ? Dolmabahçe Sarayı önündeki meydanı Cumhuriyetin 85. yıldönümü nedeniyle bayraklarla donatmışlardı. Bayraklar rüzgarla beraber bir öyle bir böyle savruluyordu. Yaprak uyandığında onları çok izledi. Kırmızı renk ilgisini hep çekiyor. Nerede kırmızı görse dakikalarca takılır.
Ritz Carlton Hotel’in yarattığı görüntü kirliliği ise insanın içini parçalıyor. Anadolu tarafında yeni yıkım kararı çıkan Acar Sitesi gibi, şunu da keşke ortadan kaldırabilseler. Altına konacak dinamitleri büyük keyifle ben ateşlemek isterdim doğrusu …
Tags: Anne Blogları, dolmabahçe sarayı, İstanbul
Dün yürüyüşümüzü Yaprak’ın yoğurt-meyve öğünü için kestik ve bize içinde vakit geçirmesi en rahat gelen City’s Starbucks’a gittik. Starbucks çalışan kadrosu Yaprak’ı her zamanki gibi sevgi gösterileri ile karşıladı. Camın önündeki büyük yumuşak koltuklardan birine yerleştik. Yaprak’ın çoraplarına kadar üstündeki bütün fazlalıkları çıkardım. Hanımefendi nasıl acıkmıştı ki, yoğurt meyve karışımını açmamla bitmesi bir oldu. Sonrasında ponponu pusetinden çıkartarak geniş koltuğa, yanımda aldım. Koltuğa koyar koymaz derhal ayağa kalktı. Etraftaki bütün müşterilere el, kol uzatarak, seslenerek ilgiyi üstüne topladı. Yürüyebilse arka masamızda oturan turistler ile çıkıp gidecekti neredeyse !
Sokağa çıkarken yanımızda ufak tefek oyuncaklarımız da oluyor. Durduğumuz farklı noktalarda Yaprak’ın oyalanması için çoğunlukla kukla tarzında oyuncakları tercih ediyorum. Geçenlerde İlhan’la çok sevimli birer parmak timsah ve zebra kuklası aldık. O kadar tatlılar ki, Yaprak oynamadığı zaman ben kendi kendime parmağıma takıp kuklaları konuşturuyorum. Yaprak’da ne yapsın, annesinden geriye kalan fırsatlarda timsah ve zebranın ayaklarını ve ellerini yemekle meşgul oluyor
Bu arada Yaprak’ın üstündeki kırmızı bahçıvan pantolonu kuzen Eda’ya ben 2000 yılında hediye almıştım. Gel zaman git zaman, pantolonu şimdi Yaprak giymeye başladı.
Tags: Anne Blogları, Bebek oyuncakları, bebek oyunları, Starbucks
Dün anneanne ile dedeyi görmeye gittik. Beş ay sonunda yazlıktan yeni döndükleri için halen İstanbul’a alışmaya çalışıyorlardı. Evde hummalı bir temizlik vardı. Biz de bu çalışmanın ortasına bomba gibi düştük.
Dün itibariyle Yaprak tam 10 aylık oldu. Ne çabuk geçiyor zaman diye düşünürken kızımdaki büyük gelişmeleri de izlemek ve kaydetmek çok hoşuma gidiyor. Mesela artık son bir aydır “al-ver” oyunu oynuyoruz. Bir objeyi ( çorap, dişlik olabilir) defalarca biribirimize alıp veriyoruz. Ben ona teşekkür ediyorum, o da sanırım büyük bir iş yaptığının farkında olduğu için objeleri büyük coşku mimik ve jestleri ile bana uzatıyor. Hatta dün anneannesi ile de bu oyunu oynadı.
Bütün bu güzellikler arasında beni kaygılandıran gelişmeler de olmuyor değil. Yaprak’ın son on gündür bana çok bağımlı oynamaya başladını hissediyorum. Sürekli yanıma gelip bacağıma tutunarak ayağa kalkıyor,bana sesleniyor, huysuzlanıyor, ilgi bekliyor. Ben de onu yere oturtarak 3-5 dakika onunla oynayıp kalkıyorum. Bu durum akşam saatlerinde daha yoğunlaşıyor. Hatırlıyorum, ablam Başak yeğenim Eda 2-3 yaşında iken çok yakınırdı, “Üstümde yaşıyor” derdi. Yaprak’da mı aynı kıvama doğru ilerliyor diye düşünceler alıyor beni. Ne de olsa bütün gün başbaşayız. En üst fotoğrafta yine benzer bir durum sözkonusu. Bu sefer de başını bacağıma dayamış anlatıyor da, anlatıyor … Anneannelerin dönmesi bu yüzden çok iyi oldu. Ben ve babası dışında sürekli göreceği insanlar oldu etrafta. Halası ile kuzenleri Lara ve Mina’yı da görüyor ama sıklıkla değil.
Bir diğer en çok yapmayı sevdiği şey altı değişirken bizim büyük yatağımızda azmak. Yatağın yumuşak olmasından dolayı kendini bir sağa atıyor, bir sola, benim onu kucağımdan yatağa doğru atmama (!) ise deliriyor. Altının değişeceğini anlyor ve yatağa yaklaştığımızda yay gibi geriyor vücudunu, ben de hafifçe yataktaki yastıkların üstüne bırakıveriyorum onu. Poposu yıkandıktan sonra geri yatağın üstüne koyduğumda bir daha küçük canavarı yakalayıp altını bağlayabilmek için bayağı uğraşmam gerekiyor.
Yaprak’ın bir başka çok sevdiği şey ise başkalarının yemeklerine ortak olmak. Dün anneanne elinde keşkül ile salona gelip oturduğunda bizimki hemen antenleri kabarttı. -Kim, ne yiyordu orada ?-. Derhal pedallara yüklendi ve soluğu anneannenin dizinin dibinde aldı. Anneannenin keşkülünü öyle afiyetle yedi ki, sonununda anneanne “bana yiyecek birşey kalmayacak” diye yakındı. Fotoğraf ise anneanne henüz kendisinin aç kalacağının farkında olmadığı bir an çekildi. Eğer beş dakika sonra bu fotoğrafı çekse idim, fotoğraftaki karakterlerin duruşları çok farklı olacaktı !
Tabii Yaprak hanım anneannelerin evine ilk yabancılığı üstünden atınca derhal evi keşfe çıktı. Fakat bu keşif onu sıklıkla ağlattı, bizi güldürdü. Kokoş bakışları yerde hızlı hızlı emekledikten sonra birden durup kafasını kaldırdığında nerede olduğunu bilemediği için korktu ve ağlamaya başladı. Onu kucağına alıp şapur şupur öperek teskin etmek ise yine annesine düştü.
Soru : Bebekler ne zaman diş çıkarmaya başlar, bu süreçte neler yaşanır, neler yapılmalıdır ?
Cevap : Diş çıkarma belirtileri dişlerin kendisinden iki-üç ay önce ortaya çıkabilir. Bu semptomlar çocuktan çocuğa değişir ve aslında bunların neler oldukları ve ne kadar ağrı verdikleri konusundaki görüşler de doktordan doktora değişmektedir. Ancak genellikle diş çıkaran bir bebeğin şu tecrübeleri yaşayabileceği kabul edilmektedir :
Salya Akıtmak : Birçok bebek iki buçuk-üç aylıktan başlayarak salya akıtır.Diş çıkarma bunu bazı bebeklerde diğerlerine göre daha çok arttırmaktadır. ( Çok yaşadık )
Çene ya da yüzde kızarıklık : Bol salya akıtan bir bebekte ,çenede ve ağız çevresinde sürekli salya temasının yarattığı tahrişe bağlı olarak deride kızarıklık ya da çatlakların oluşması şaşırtıcı değildir. Bunu önlemek için gün boyunca periyodik olarak salyayı nazikçe silin ,bebeğiniz uyurken akan salyayı emmesi için de yatak çarşafının altına bir havlu koyun. Deride kuruma belirdiğinde yumuşak bir deri kremi ile o bölgeyi sürekli nemli tutun. ( Biz pek yaşamadık )
Hafif öksürük : Aşırı salya bebeğin zaman zaman tıkanmasına ve öksürmesine yol açabilir. Bebeğiniz soğuk algınlığı ,nezle ya da allerji belirtileri göstermiyorsa bunda endişelenecek bir durum yoktur. Bebeklerin dikkat çekmek ya da ses repertuarlarını zenginleştirmek için öksürüğü sürdürmeleri sık görülen bir durumdur. ( Biz yaşamadık )
Isırma : Bu durumda bir ısırık düşmanlık belirtisi değildir. Diş çıkaran bir bebek eline geçen her şeyi – bu kendi eli ,annesinin memesi ,yabancı birinin parmağı olabilir – ağzına sokarak dişetlerini rahatlatmaya çalışır. ( Çokça yaşıyoruz, özellikle cam nesneleri çok ısırıyor )
Ağrı : Çıkmakta olan bir dişin baskısı altında dişetinde enflamasyon gelişir. Bu durum bazı bebeklerde dayanılmaz ağrılara yol açarken bazılarında hiç sorun oluşturmayabilir. İlk diş ve azı dişleri çıkarken en fazla sıkıntı yaratan dişlerdir. ( Biz yaşamadık )
Huzursuzluk : Enflamasyon arttıkça ve keskin diş yüzeye yaklaştıkça bebeğin dişetindeki ağrı sürekli bir hal alabilir. Kronik ağrısı olan herkes gibi sıkıntılı olabilir ve kendi normal halinden uzaklaşabilir. Bu huzursuzluk bazan haftalar boyunca sürebilir. ( Diş çıkartmadan bir önceki gece yoğunlukla yaşadık. Hatta ben iki diş çıkartmadan sonra Yaprak’ın davranışlarından ertesi dişlerin ne zaman çıkacağını anlar hale geldim.)
Beslenmeyi reddetme : Diş çıkarmakta olan bir bebek beslenmeyi reddedebilir. Katı yiyeceklere başlamış olan bir bebek bir süreliğine bu yiyeceklere karşı olan ilgisini yitirebilir. Ancak bu sizi endişelendirmemelidir. Çünkü bebeğiniz sıvı gıdalardan da gerekli besinleri alır ve dişi çıktıktan sonra iştahı yerine gelecektir. ( Biraz yaşadık )
İshal : Bunun diş çıkarma ile olan ilgisi çok şüphelidir. Bazı anneler her diş çıkardığında bebeklerinin ishal olduğunu söylerler. Bazı doktorlar büyük olasılıkla artmış tükrük salgısı nedeniyle diş çıkarmayla barsak hareketleri arasında bir bağıntı olduğunu düşünürler. Bazı doktorlar ise böyle bir bağıntının olduğunu kabul etmek istemezler ; belki de annelerin her ishali diş çıkarmaya bağlayarak önemli gastointestinal bozuklukların göz ardı edilebileceğinden çekindikleri için böyle davranırlar. Diş çıkardığı dönemde bebeğinizin dışkısının sulu olabileceğini bilin , ama iki dışkılamadan daha uzun süren ishali mutlaka doktorunuza bildirin. ( Biz yaşamadık )
Ateş : Ateş de tıpkı ishal gibi doktorların diş çıkarmayla bağıntılı olduğu konusunda tereddütle yaklaştıkları bir belirtidir. Dişetlerindeki şişme nedeniyle 38 C°’nin altındaki bir ateş diş çıkarmaya eşlik edebilir. Yine de bebeğinizin ateşi varsa diğer zamanlarda ne yapıyorsanız öyle davranın ve iki günde azalmazsa doktorunuza haber verin. ( Biz yaşamadık )
Uykusuzluk : Gece boyunca deliksiz uyuyan bebekler bile diş çıkarırken gece uyanmaya başlayabilir. Bu durumda hemen onu beslemeye çalışmayın. Bunun yerine kendi kendine tekrar uyumasını sağlayın.Gece uyanma da diğer problemlerde olduğu gibi ilk diş ve azı dişleri çıkarken daha fazla görülür.( Biz yaşamadık)
Dişeti hematomu : Bazan çıkan bir diş dişetinde kanamaya neden olabilir , bu da mavimtrak bir leke olarak görülür. Bu hematomlar için endişelenmeye gerek yoktur ve tıbbi girişim gerektirmeden kendiliklerinden düzelirler. Soğuk kompres acıyı azaltıp iyileşmeyi hızlandırabilir. ( Biz yaşamadık )
Kulak çekiştirme , yanak kaşıma : Dişetlerindeki ağrı sinir yolları boyunca kulak ve yanağa yansıyabilir. Bebeklerin kulak enfeksiyonu olduğunda da kulaklarını çekiştirdiklerini unutmamak gerekir. Bebeğiniz diş çıkarsa bile kulak enfeksiyonundan kuşkulanıyorsanız doktorunuza danışın. ( Biz çokça yaşadık )

Diş ne zaman gelir? Diş Ne zaman düşer ?
7-12 aylık ……………………… 6-8 yaş
9-13 aylık ……………………… 7-8 yaş
16-22 aylık……………………… 10-12 yaş
13-19 aylık……………………… 9-11 yaş
25-33 aylık……………………… 10-12 yaş
20-31 aylık……………………… 10-12 yaş
12-18 aylık……………………… 9-11 yaş
16-23 aylık……………………… 9-12 yaş
7-16 aylık ………………………. 7-8 yaş
6-10 aylık ………………………. 6-8 yaş
Bu şema genel bir göstergedir. Her bebeğin büyüme süreci kendisine özeldir.
Soru
iş çıkarken ebeveynler ne yapmalı ?
Cevap : Onlarca denenmiş tedavi yöntemi vardır. Bazıları işe yarar , bazıları yaramaz. Aşağıdakilerden bazılarını siz de deneyebilirsiniz :
Çiğneyecek bir şeyler vermek : Burada besin değerinden çok dişetlerindeki basıncı rahatlatmak amaçlanmaktadır. Bu nedenle de çiğnenen şey soğuk olursa yararı artar. Dondurulmuş çörek, soğuk bir muz, veya havuç, bir tülbente sarılmış buz parçası, lastik bir diş halkası. Bebeğinize çiğnemesi için ne verirseniz verin mutlaka yanında bulunun ve oturur pozisyonda olmasını sağlayın. ( Kabuğu sert olduğu için özellikle simit çok iyi geldi )
Dişlerini kaşıyabileceği şeyler : Bazı bebekler başlangıçtaki acı nedeniyle itiraz edebilir. Fakat bir süre sonra acı yerini rahatlamaya bırakır.( Evde bolca diş kaşıma oyuncakları bulunuyor )
Soğuk içecekler : Bebeğinize bir biberon soğuk su verin. Biberonu reddederse bardakla vermeye çalışın. Bu sayede bebeğinizin su ihtiyacını da karşılamış olur ve ishal veya artmış salyayla kaybettiği sıvıyı yerine koyarsınız. ( Ben vermedim )
Soğuk yiyecekler : Buzdolabında soğutulmuş şeftali püresi, elma püresi, yoğurt, bebeğinize oda ısısındaki yiyeceklerden daha çekici gelebilir. ( Soğuk yoğurt-meyve püresi karışımı veriyorum )
Ağrıyı azaltacak bir şeyler : Başka hiç bir şey işe yaramazsa parasetamol işinizi kolaylaştıracaktır. Doz ayarlaması için doktorunuza danışın. Doktorunuz önermediği sürece bebeğinizin dişetlerine başka bir şey sürmeyin. Bunun içine alkollü içecekler de dahildir. ( Aldım ama kullanmadım )
Kaynak : Hekimim.com,simcoehealth.org
Tags: bebeklerde diş çıkartma
Bayramın son gününde ilk başta benim dayıma ardından da yazlıklarından dün dönen anneanne ile dedeyi ziyarete gittik.
İlk olarak uzun süredir yurtdışında ve Heybeli Ada’da olan dayım ve Fatma Tülin abla’nın kapısını elimizde çiçeklerde çaldık. Onların bu Yaprak’ı ilk görüşleri. Tonton ortama iki üç dakika içinde uyum sağlayıp derhal keşife başladı elbet. Sehpa üzerlerindeki aksesuvarlar derhal kaldırıldı. Ama Yaprak’ın en hoşuna giden %100 camdan ana sehpa oldu. Etrafında dolandı, neresinden bakarsa baksın karşıyı gördüğünü farkedince çok şaşırdı, eğildi baktı, altına girdi baktı, üstünen baktı
Ne yazık ki uzun süredir ilk karşılaşmanın yoğunluğu ile fotoğraf çekmeyi unutmuşum
. Bir daha ki sefere artık. Dayınlardan ayrıldıktan sonra anneanne ile dedenin evine doğru hızlı hızlı Nişantaşı’na çıktık. Yolda “galiba cep telefonumu dayınlarda unutttum” diye aklımdan geçti. Aklımdan geçen bir süre sonra doğru çıktı, belki telefonu almak için bugün uğradığımızda dayımla Fatma Tülin abla evde olurlarsa birkaç fotoğraf çekebilirim.
Anneanne ve dede Yaprak’ı çok büyümüş buldu. Ne de olsa onu 2,5 aydır görmüyorlardı. Onların bıraktığından beri en önemli gelişme Yaprak’ın emeklemesinin ardından ayağa kalkmasıdır sanırım. Hatta şu anda eşyalar arasında tutuna tutuna dolaşabiliyor. Ayrıca dört tane dişi çıktı ve saçları da gürleşti.
Yaprak anneannelerde biraz yorgunluktan, biraz açlıktan huysuzlandı. Karnı doyup, kısa süreli kestirmeden sonra “canavar” yüzünü gösterdi, evin içinde saldırmadık köşe bırakmadı. Allah’tan anneanne etraftaki büyük kırılabilecek eşyaları kaldırmıştı. Elbet bunca ‘yeni’ arasında Yaprak’ın favorisi Zeytin oldu. Zeytin’i fotoğrafta görüldüğü gibi sonunda ‘kuytuda kıstırdı’ ve üstüne atladı
Zeytin o kadar ağırbaşlı ve akıllı bir yaratık ki, kendisine yönelik olan bu ateşli saldırıya cevap vermedi ve yerinden hızlıca kalkarak uzaklaştı. Anneanne sonrasında iki taraf arasında fotoğrafta görüldüğü gibi barış anlaşması imzalanmasını sağladı
Tags: ataman aral, emel aral, Enis batur, Fatma Tülin Öztürk, zeytin aral
Bayramın ikinci günü masmavi gökyüzü ve sıcak güneş artık bizimleydi. Plansız programsız bir güne daha başladık. Belki dayımlara gidecektik ama yaptığımız telefon konuşmasından sonra bu ziyaretimiz bir sonraki güne kaldı. Yaprak’ın öğle yemeğini yemesiyle birlikte güzel İstanbul gününü kaçırmamak için kendimizi sokağa attık. İçimden bir ses Maçka Parkı’ndaki çocuk bahçesine gitmemizi söyledi, sesi dinledim. Park sakindi, çocuk bahçesi boştu. Hemen güneşi sırtımıza alabileceğimiz bir salıncağa yöneldik. Yaprak Datça’dan beri salıncakları çok seviyor. Etrafa gülücükler saça saça dakikalarca bir ileri bir geri sallandı. Ardından biraz yürüyüş egzersizi yaptık ve parkın aşağılarına doğru yürümeye başladık. Havuzlardan akan şarıl şarıl suları, etrafta koşuşan köpeklerı ve süekli yolumuza konan güvercinleri izleye izleye kendimizi İnönü stadyumu çıkışında bulduk. Aynı yoldan yürümemek için caddeye çıktık ve Nişantaşı’na doğru tempolu tırmanışımız geçtik. Yolda Yaprak’In gözleri kapandı.
İlhan maalesef gün içinde bize telefonları ile eşlik etti sadece. Eve dönüş yolunda günlük alışverişimizi yaptık ve Teşvikiye’den geçerken Vesbo’dan Emre Cem ile karşılaştık. Emre Cem’i çok severim, o da Yaprak’a bayılır
. İTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünde Mühendislik Yönetimi lisansüstü programına başlamaya hak kazanmış, çok sevindim.
Eve dönüşte Yaprak yine oyuncakları arasına gömüldü. Ben de onu izlerken birden aklıma sayısını benim de unuttuğum incik boncuk kolyelerimi ortaya çıkarmak geldi. Tahömin ettiğim gibi kolyeler minik boncuğun çok ilgisini çekti. Hangi birini çekiştireceğini, hangisini ağzına sokacağını şaşırdı ! … eh en azından kolyeler arpa şehriden daha güvenli
Tags: Emre Cem, Maçka Parkı, vesbo































Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar