Bayramın ikinci günü masmavi gökyüzü ve sıcak güneş artık bizimleydi. Plansız programsız bir güne daha başladık. Belki dayımlara gidecektik ama yaptığımız telefon konuşmasından sonra bu ziyaretimiz bir sonraki güne kaldı. Yaprak’ın öğle yemeğini yemesiyle birlikte güzel İstanbul gününü kaçırmamak için kendimizi sokağa attık. İçimden bir ses Maçka Parkı’ndaki çocuk bahçesine gitmemizi söyledi, sesi dinledim. Park sakindi, çocuk bahçesi boştu. Hemen güneşi sırtımıza alabileceğimiz bir salıncağa yöneldik. Yaprak Datça’dan beri salıncakları çok seviyor. Etrafa gülücükler saça saça dakikalarca bir ileri bir geri sallandı. Ardından biraz yürüyüş egzersizi yaptık ve parkın aşağılarına doğru yürümeye başladık. Havuzlardan akan şarıl şarıl suları, etrafta koşuşan köpeklerı ve süekli yolumuza konan güvercinleri izleye izleye kendimizi İnönü stadyumu çıkışında bulduk. Aynı yoldan yürümemek için caddeye çıktık ve Nişantaşı’na doğru tempolu tırmanışımız geçtik. Yolda Yaprak’In gözleri kapandı.
İlhan maalesef gün içinde bize telefonları ile eşlik etti sadece. Eve dönüş yolunda günlük alışverişimizi yaptık ve Teşvikiye’den geçerken Vesbo’dan Emre Cem ile karşılaştık. Emre Cem’i çok severim, o da Yaprak’a bayılır
. İTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünde Mühendislik Yönetimi lisansüstü programına başlamaya hak kazanmış, çok sevindim.
Eve dönüşte Yaprak yine oyuncakları arasına gömüldü. Ben de onu izlerken birden aklıma sayısını benim de unuttuğum incik boncuk kolyelerimi ortaya çıkarmak geldi. Tahömin ettiğim gibi kolyeler minik boncuğun çok ilgisini çekti. Hangi birini çekiştireceğini, hangisini ağzına sokacağını şaşırdı ! … eh en azından kolyeler arpa şehriden daha güvenli
Etiketler: Emre Cem, Maçka Parkı, vesbo





Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar