Yağmurlu ve rüzgarlı geçen günler bizi adeta eve esir etti. Yaprak’da bende şöyle keyfimizce sokaklarda dolaşmaya hasret kalmıştık. Üstüne üstelik evde oturmak insana bir miskinlikte getiriyor. Örneğin ben dün evde perişan halde dolaştım. Biraz uykusuzluk, biraz miskinlik derken günü zor bitirdim.
Bu sabah Yaprak annesine acıdı ve 8:00 de uyandı. Uyku bana ilaç gibi geldi sanırım. Öğle yemeğinden sonra havanın kapalı olmasına aldırmadan dışarı fırladık Yaprak’la. Kara gökyüzü her zaman yağmur anlamına gelmiyor. Nitekim yumuşak esen rüzgar eşliğinde hergünkü rotamızı da değiştirerek Swiss Hotel’den aşağı İnönü stadyumunun önüne indik. Aklıma Dolmabahçe Sarayı’nın hemen dışındaki kafe geldi. Birden sevinç kapladı içimi ve Yaprak’ın yanımızdan bütün geçenlere el uzatarak yaptığı arkadaşlık çağrıları eşliğinde kendimizi deniz kıyısında bulduk. Deniz kenarındaki tek boş masaya uçarcasına gittik. Öylemi otursak, böyle mi otursak, nasıl otursak derken bayağı zaman aldı masaya yerleşmemiz. Yaprak denize ne çok yakın, ne de çok uzak kalmasın diye sanki ölüm kalım problemi çözdüm
Yoldan Dolmabahçe’ye gittiğimizi haber verdiğim babamız yine ofiste çalışıyordu. Bize onsuz keyif yaptığımız için sitem etti ama biz oralı olmadık ! . Tabii tanrının sopası yok, tam boğaz havası ve manzarası ile mutlu mutlu gevşemişken, Yaprak hanım kahvemi olduğu gibi pantolonuma ve ayakkabıma boca etti. Bir gelip bir daha gölgesini bile göstermeyen garsonun iş işten geçtikten sonra getirdiği iki tane peçete ile neremi silsem bilemedim ! . Bir süre daha minik ponponun çevre masalarla iletişimini ve etrafımızda dolaşan bir büyük, iki bebek kedi ile eğlenmesine eşlik ettikten sonra kafeden ayrıldık, saray boyunca ağaçlı yoldan beşiktaş’a doğru yürüdük. Yaprak yolda uykuya daldı, eve dönene kadar da kestirmeye devam etti.
Eve girmemizden kısa süre sonra ofisinde elektriklerin kesilmesi nedeniyle erkenden İlhan’da geldi. Onlar Yaprak’la oynarken fotoğraf çekeyim dedim ve …
Bu arada İlhan’ı poz verirken güldürebilmek için akla karayı seçiyorum, şikayetçiyim ! En alt fotoğraftaki kokoşun parmakları yelpaze gibi açılmış ayaklarını yerim ben
Azgınlıktan hangi saksıyı eşeleyeceğini, neyi yutacağını ( bugün kakası ile uzun bir plastik poşet parçası da çıktı), nereye saklanacağını bilemeyen Yaprak’ın sesini her yerden duyabilmeye alıştık. Biraz önce de masanın altından üç sandalyenin tam ortasında girmiş bağırmaya başlayınca pek de şaşırmadık ama çok güldük.
… şip şak anne görev başında …
Etiketler: 9 aylık bebek gelişimi, Dolmabahçe







Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar