Datça’da 1. haftamızı doldurduk. Yaprak denizi çok seviyor. Her sabah saat 09:30-10:30 arası bir fasıl şapur şupur yüzüyoruz. Kuzen Eda’da 3 gün önce aramıza katıldı ve Yaprak’la oynamayı çok seviyor. Hava çok sıcak olsa bile Yaprak çok huysuzluk yapmadı. Geceleri rahat uyuyor ama sabah maalesef beni saat 06:00 da uyandırıyor. Sabah kahvaltımızdan sonra denize gidiyoruz, dönüşte Yaprak 2-3 saatlik deliksiz bir uykuya dalıyor. Bu arada ben de sebze çorba-püresini yapıp yüzmeye gidiyorum. Günümüz böylece devam edip gidiyor…
Archive for Haziran, 2008
Yaprak’la beraber ilk yaz tatilimize bugün çıkıyoruz. Tatil uzun olunca hazırlanması da bir o kadar zor oldu. ‘Ne alsak, ne almasak, gerekir mi, fazlalık mı?’ derken bir baktık bavulumuz 20 kilonun üstüne çıkmış. Pusetimiz, oyun parkımız da derken, bazı eşyalarımızı kargo ile önden göndermek daha akılcı ve rahat geldi.
Sabah kalktığımızda evden çıkma saatimizi belirledik. Sonrasında İlhan bizi havalanına bırakacak ve uğurlayacak. yanıma her türlü kamera, fotoğraf makinesin aldığım için ilk yaz tatilimizi hakkında ciddi bir arşiv yapmak niyetindeyim. Keşke İlhan’da bizimle olabilseydi ama insan kendi işinin başından kolay kolay ayrılamıyor.
Cuma günü 6,5. ay kontrolümüz için doktorumuz Nazmi bey’e gittik. Yaprak kocaman oldu artık. Boyu 70 cm, kilosu 8300 gr. Tam olarak 8 aylık kız bebek boyutunda. Yaprak’ın iki aşısını yaptırıp ve yeni menüsünü de öğrendikten sonra hastaneden gayet mutlu bir şekilde ayrıldık. Anneanne ve dedemize eli boş gitmemek için Cevahir Alışveriş Merkezi’ne gittik ama maalesef oradan elimiz boş çıktık. Allah’tan bugün Nişantaşı’ndan içimize sinen, çok şık bir hediye bulduk ve kargoya verilen bavulumuzda Datça’ya gönderdik.
Belki ara ara dedenin dizüstünden yazı yazabilirim ama büyük ihtimalle bloglarıma bir aylık mola vereceğim. Bu arada bol bol fotoğraf ve film çekeceğim.
TEMMUZ SONUNDA GÖRÜŞMEK ÜZERE ….
Doğuma Gidiş
38.haftamız içinde olduğumuz 1 Aralık’ta doktorumuz Murat Çarak’ın yaptığı son kontrolde Yaprak’ın aşağı inmek yerine yukarı çıktığını gördük. Son iki haftadır benim sağlığımdaki bozulma nedeniyle ilaç almaya başlamam sanki erken doğumun habercisi gibiydi. Annem antibiyotik aldığım için kızıyordu. Günler ilerledikçe antibiyotik yanında mide ilaçları alımımı da arttırmak zorunda kalmıştım. Ağzıma attığım en küçük lokmada midem korkunç derecede acıyor ve beni gece boyunca uyutmuyordu. Uykusuzluk, aşırı halsizlık ve bedensel sıkıntı artık sinirlerimi de bozmaya başlamıştı. İnsanın bedeni “yeter” sinyalleri verdiğinde, ona “dur” diyemiyorsunuz. Nitekim Murat Bey “10 Aralık’ta sezeryan” dediğinde, ben İlhan’nın Hollanda’ya gitmesi gerektiği için tarihi 6′sına çekmek istediğimi söyledim. Murat Bey de “Peki” dedi. Annem her zaman ki gibi erken doğuma ve sezeryana olumsuz yaklaştı ama ben pes etmiştim.Üstelik bedensel koşullarım nedeniyle doğum 15 gün sonra olsa bile normal yolla gerçekleşemeyecekti.
6 Aralık sabahı bir önceki gece hazırladığım bavulumu kontrol ettim. Saat 11:30′da başlayacak operasyon için saat 10:00′da hastanede olmamı söylemişti Murat Bey. Heyecandan çok büyük bir korku vardı içimde. Korkumun nedeni ise epidural’di. İnsanın beline kocaman bir iğne saplanması ve bu uygulamanın taşıdığı riskler hiç de azımsanacak gibi değildi. Operasyondan hiç korkmadım çünkü Murat Bey’in elinin çok becerikli olduğunu duymuştum. Elleri usta bir terziden çıkan kıyafeti çok rahat ve uzun giyersiniz, eli maharetli ve olumlu-sakin bir doktora da işte böyle içiniz çok rahat gidebiliyorsunuz. İçimdeki korkunun ana nedeni epidurali başkasının yapacak olmasıydı. Sonunda da yaşadığım gerginlik meyvesini verdi; teknisyenin hatalı uygulaması ile kötü yapılmış bir epidural süreci yaşadım.
Hastanede Doğuma Ön Hazırlık
Annemle aynı anda, saat 10:00′da İlhan’la hastanenin kapısından içeri girdik. Üçümüz beraber doğum katına çıktık ve odamıza yerleştik. Hemşire üstümü değişmem için gerekli eşyaları getirdikten sonra bekleyişimiz başladı. Murat Bey başka bir doğumdan gelecekti ve biraz geç kalması olasılığı vardı. İlhan aşağıda kayıt işlemlerini yaparken, biz annemle sohbet ettik. Kalbim güm güm çarpıyordu, bebeğimi kucağıma almama çok az kalmıştı. Doğumdan önceki lavman uygulaması bana yapılmadı. Bu beni çok mutlu etti.
Derken Murat Bey kapıdan içeri girdi, bize “merhaba” dedikten sonra ben sendeye yerleştirildim ve doğumhaneye doğru yola çıktım. Odadan ayrılırken korkudan mı, heyecandan mı bilemiyorum, gözlerimden damla damla yaşlar döküldü, ellerim, ayaklarım buz kesti.
Doğumhanede Bekleyiş
Hayatımda ilk kez ameliyat düzeyinde bir operasyon geçireceğim için etrafımı meraklı bakışlarla izliyordum. Doğumhane, kapısından içeri girdikten sonra bir koridor ve koridora açılan 4-5 odadan oluşuyordu. İçimden sürekli “o ne, bu ne, burası neden böyle, her oda da biri var mı, ben hangisine gideceğim, bu ortalıkta dolanan insanlar kim?” gibisinden sorular sormak geçiyordu ama sustum. Beni kısa koridorun solundaki odalardan birine yerleştirdiler. Sedyeden doğum masasına geçtim ve sırt üstü yatırıldım. Aradan 1-2 dakika geçmeden fenalaştığımı hissettim ve “bayılacağım” diye seslendim. Sırt üstü yatırmaları sanırım tansiyonumu etkilemişti. Beni yan çevirdiler, oksijen verdiler ve bir süre bekledik. Bu arada odada 3-4 kişi kendi aralarında konuşuyorladı. Anladım ki, aralarından biri epidurali yapacak olan adamdı.
Epidural Anestezi
Ben yatmış, adamları dinleyip görüş alanımı izlerken kapıdan Murat Bey bir göründü ve yine yok oldu. Sonrasında beni doğum masasında oturur pozisyona getirdiler ve kocaman karnımın üstüne öne eğilmemi söylediler. Kalbim öyle çarpıyor, ellerim öyle titriyordu ki, onları durdurmak için iki elimi birbirine kavuşturdum. “Çok heyecanlıyım, çok korkuyorum” dedim kısıkça yanımdakilere. Bana “çok iyisin, biz neler yaşıyoruz burada” dediler ve beni rahatlatmaya çalıştılar.
Öne eğilmiş bir vaziyette beklerken belimde bir sızı hisettim, bu arada Murat Bey’de yanıma gelmişti. Birinciden sonra ikinci defa iğnenin batırıldığımı hissettim. İkinci mi, üçüncü müydü hatırlamıyorum, birden beni büzülmüş halimden geriye doğru fırlatan korkunç keskin bir acı hissettim belimde. Ama bu esnada Murat bey boynumdan tuttu, aşağı bastırdı ve hareket etmemi engelledi. O an içimden bir ses “yanlış birşey var” dedi. Sonrasında Murat Bey “biraz daha yana yapmalıydın” dedi epidurali yapan adama.
Doğum
Beni yavaşça yatırdılar ve kollarımı iki yana açıp bağladılar. Elime de lokal anestezi ilacını taktılar. Ara ara ayağıma, bacağıma iğne batirip “hissediyor musun?” diye soruyorlardı. Cevabım hep “evet” oldu. Sanırım epidural anestezi düzgün yapılsaydı ayaklarımı daha çabuk hissetmemem gerekirdi. Sonunda ayaklarımın buz gibi olduğunu farkettim. Önüme yeşil bir örtü çekildi ve operasyon başladı.
Operasyon devam ederken etrafa bakıyordum, iki adam da yanıbaşımdaydı. “Kameran var mı?” diye sordu biri. Yattığım yerden “Evet ama eşimde ve onun girmesine izin vermediler” dedim. Bunun üzerine adam “ben gider alırım” dedi. Şimdi, o hasta bakıcı adam sayesinde Yaprak’ın, benim de görmediğim doğumu, ağlaması, burnunun temizlenmesi, yıkanması kayıtları var.
Sakin sakin beklerken birden karnımda farklı bir hareketlilik hissettim ve sonrasında acı… daha fazla acı … daha, daha fazla acı … ben kısık bir şekilde inleyip “canım çok acıyor” derken karnımın içinden Yaprak’ın çekilip çıkartıldığını hissetim. Bu inanılmaz bir duyguydu. Kocaman, yüklü karnım birden “pof” diye sönüverdi. Murat Bey’in gülerek “erkek oldu” sözlerini duyunca, kafamı yattığım yerden doğrulttum. Gayri ihtiyarı “haaa” diye bir ses çıktı benden
Çok şaşırmıştım. Murat Bey’ın şaka yaptığını anlamam için birkaç saniye geçmesi gerekti
Yaprak’ın tiz ama kuvvatli ağlama sesi ile kendime geldim. Bebeğim doğmuştu, onu göremiyordum ama mutluluktan ve meraktan delirebilirdim. Ellerim bağlı olduğu için hareket de edemiyordum. Birkaç dakika sonra tepemde küçücük bir beden ve yüz belirdi. Bürüş bürüş ve o kadar tatlıydı ki, onu görünce ağzımdan çıkan ilk kelimeler “Tanrım, ne kadar tatlı” oldu. Yaprak’ın yıkanmamış yüzünü bana yaklaştırdılar ve onu defalarca öpmemi sağladılar. O anda artık engelleyemediğim şekilde ağlamaya başladım. Yaprak’ın tam doğum saati 13:02 olarak gerçekleşti. Hemşireler onu götürülerken biri “amma avaz avaz ağlıyor, sus” diye bağırdı. İçimden “Aferin kızım, dağıt ortalığı” diyerek güldüm.
Odaya Çıkış
Yaprak, yukarı doğum katına götürülürken Murat Bey’de karın içinin temizlenmesi ve dikiş işlemlerini gerçekleştirdi. İşlemler başta biraz ağrılı olsa da odaya yayılan klasik müzik beni gevşetiyordu. Doğum sürecim toplam 45 dakika kadar sürmüştü ve sonrasında beni odama götürdüler. Odada annem ve İlhan beni bekliyordu. Anestezi ilacına devam edilebilmesi için bir makinaya bağlandım. Babam ve Alp geldiler. Bu arada korkunç bir titreme başladı vücudumda. Her yanım zangır zangır sallanıyordu. Konuşamıyordum bile. Büyükbabamın böyle bir alerjik durum geçirmiş olmasından dolayı babam biraz telaşlandı. Ama genç bir kadın doktor geçeceğini söyledi. Hatta Yaprak odaya getirildiğinde o kadar çok titriyordum ki, onu tutamayacağım diye korktum. Bir süre sonra Murat Bey beni kontrol için geldi ve “normal doğum yapanlar kadar ağrıyı sen de yaşadın” dedi. Onun bu sözlerinden de kesin olarak anladım ki, epidural anestezi gerçekten pek başarılı olmamıştı.
Doğum Sonrası Ağrılar
Doğumun gerçekleştiği gün yoğun şekilde ağrı kesici verildiği için hiçbir sıkıntım olmadı. İlk ziyaretçimiz, babam ve Alp’ten sonra Ayşe Musal oldu ve bizimle gün boyu oturdu. Sonrasında iş yerimden Ayşın Hanım, Kadriye Hanım, Melike, Tuğrul bey ve Harun Bey geldiler. İlhan’nın annesi, ablası ve eniştesi de ziyaretçilerimiz arasındaydı. Kapımızın önü sana hoşgeldin diyen arkadaşlarımızın çiçekleri ile doluydu. Bu arada Yaprak’ın doktoru Nazmi Ataoğlu bize bebeğimizin çok sağlıklı olduğunu söyledi. Onu emzirme girişimlerime de ilk gün itibariyle başladım. Geceleri annem benimle kaldı, gündüzleri ise İlhan hep yanımdaydı.
Birinci günün rahatlığı, ağrı kesicilerin yokluğu ile ikinci gün yerini büyük sıkıntıya bıraktı. Murat bey karnın şişecek ve gaz sancın olacak demişti ama yaşadığım şey düşündüğümün kat kat üstündeydi. Karnım sanki 8 aylık hamile gibi şişti ve ameliyatlı vücudumla kıvrılamadığım için karnımdaki sancıdan dolayı ne yapacağımı şaşırdım. Ayağa kalkıp yürümemi istediklerinde tansiyonum yine çıldırdı ve yatağa yığıldım kaldım. “Tanrım, bu nasıl birşey” derken ilk rahatlamam gazı çıkarmam ile gerçekleşti. Sonrasında İlhan’nın yardımları ile bir iki küçük adım atarak odada yürüdüm.
İkinci günün gecesinde zaten ağrılar içindeki vücuduma annemle girdiğim gülme krizi de eklendi. O anları hayatım boyunca unutmayacağım. Annemin ne anlattığını şu an hatırlamıyorum ama öyle bir gülme krizi tuttu ki beni, ameliyat yerim patlayacak sandım. Beynim gülüyor, bedenim acı ile sarsılıyordu. Bu nasıl bir durumdu böyle ???? Anneme yalvardım konuşmaması için, annem beş dakika duruyor yine anlatmaya devam ediyordu.
Gül, inle, gül, inle … sonunda böylece sızıp kalmışım.
Bu arada hasta bakıcılar arı gibi çalışıyordu. Özellikle aralarından iki tanesine çok teşekkür ettim. İkinci gün sondam çıkartıldı ama kanamam kesilmedi. İçimden “Onların işleri bu” desem de, ara ara utanmadan edemedim.
Üçüncü günün hepsini geçirmeden hastaneden bebeğimizi alarak eve çıktık. Son gün için çok anlatmak istediğim şey olmamakla beraber unutmak istediklerim çok. Hayatta en büyük dualarım hep “akıl” üzerine olmuştur diyorum ve bu yazımı da “Yaprak’ı çok seviyorum” diyerek bitiriyorum.
Birkaç Fotoğraf
Tags: 0 aylık bebek gelişimi-yeni doğan, bebek doğumu, Doğum, doğumhane, epidural, hastanede doğum, Murat Çarak, Nazmi Ataoğlu, sezeryan, sezeryanla doğum
İki hafta önce Yaprak’la babası dışarı çıktığında ben de fırsattan istifade kendimi Kabalcı Kitapevine attım. Amacım Yaprak’a uygun kitaplar bulabilmekti. Çocuk kitapları reyonunun genişliği nedeniyle Kabalcı’da tahmin ettiğimden fazla süre kaldım. Son yıllarda okul öncesi ve 0-3 yaş grubuna yönelik yayınların artmış olması çok sevindirici. ( Yurtdışı ile kıyaslanınca tabii çok sönük kalıyoruz) Yaşını doldurmuş bebeklere yönelik seçenek fazlaydı ama ilk yaş içinde olanlar için rafları bayağı karıştırmam gerekti. Sonunda iki tane uygun kitap bulabildim.
Bunlardan birincisi Net Çocuk Yayınlarında “Dokun-Hisset Dizisi”nden çıkmış olan “Ce-eeeeee ! Haydi Bul Beni” idi. Çok kalın kartondan yapılmış olan kitap sayfalarındaki kulakçıklarını kaldırınca tatlı bebek fotoğrafları ile size soru sorma imkanı veriyor. Bu yolla da zaman içinde bebek ile soru-cevap iletişimi içine girilip, bebekte düşünme ve bellek becerisi geliştirilebiliyor. Serinin diğer kitapları maalesef yoktu.

İkinci bulduğum kitap ise orijinali Dorling Kindersley Kitaplarına ait, Türkiye’de Mandolin Yayınları’ndan (bu yayınevnin web sitesi henüz yok) çıkan “Mutlu Bebek- Happy Baby” oldu. Bu kitapta da çok tatlı bebek ve oyuncak fotoğrafları kulakçıklarla detaylandırılarak insanın temel duyguları; mutluluk, üzüntü, heyecan, somurtkan, canlandırılmış. Yine bebeğinizle resimler hakkında soru-cevap şeklinde karşılıklı konuşabiliyorsunuz. Özellikle kulakçıklar Yaprak’ın çok ilgisini çekiyor. Bu kitap da bebekte düşünme, bağlantı kurma ve bellek becerisini geliştirmeye yönelik.
Henüz Yaprak kalın kitap sayfalarını çeviremiyor, 9 aylık olana kadar da çeviremeyecek. Zaten şu anda Yaprak için kitabı yemeye kalkmak resimlere bakmaktan çok daha cazip görünüyor !
“Günün Sorusu – 4 : Bebeğime ne zaman kitap okumaya başlamalıyım ? Faydaları nelerdir ?” yazısı için tıklayınız.
“Remzi Kitapevi / Çocuk Kitapları / Uykudan Önce Serisi” yazısı için tıklayınız.
Tags: 0-3 yaş grubu kitapları, bebekler için kitap, çocuklar için kitap, kabalcı yayınevi, mandolin yayınları, net çocuk yayınları
Soru : Bebeğimin / Çocuğumun birçok oyuncağı olmasına rağmen canının sıkıldığını görüyorum. Can sıkıntısı cocuk için zararlı mıdır? Oyuncak almak ve onunla oynamak can sıkıntısını gidermek için yeterli midir ? Ne yapmalıyım ?
Cevap : Çocuklar zaman zaman sıkıldıklarını söylerler ve anne babalarından yardim isterler. Ne yapacaklarını bilemez durumda, anne babanın her önerisine isteksiz tepkiler verirler. Çocuğunun canının sıkılması nedeniyle, yeni oyuncaklar alması gerektiğini düşünen anne baba çoğu zaman ne yapması gerektiği konusunda kararsız kalır.
Çocuğun çok fazla oyuncağının olması, çocuğun hayal gücünü köreltir. Özellikle de tek fonksiyonlu oyuncakların fazla olması çocuğun yaratıcılığını köreltir. Çocuğun çok fazla televizyon seyretmesi, bilgisayar oyunu oynaması pasifleşmesine neden olur. Çocuğun pasifleşmesi de yeni fikirler üretmeyi unutmasına neden olur. Yeni fikirler üretemeyen sık sık can sıkıntısından şikayet eder.
Çocuk anne babasının dikkatini çekmek, onunla ilgilenilmesini sağlamak için canı sıkıldığını söyleyebilir. Kendi kendine oynamasını, meşgul olmasını bilmeyen ya da unutmuş çocuklar büyüklerin sürekli kendisiyle oynamasını isterler. Büyükler kendisiyle oynamadığında ne yapacağını bilemez.
Çok yoğun geçen bir oyun evresinden sonra çocuklar diğer bir oyuna geçene kadar ne yapacaklarını bilemeyip sıkılabilirler.
Ebeveynlerin bilmesi gereken önemli bir nokta can sıkıntısının çocuklar için zararlı olmadığıdır. Aksine çocuğun canının sıkılması onu düşünmeye, yeni fikirler üretmeye teşvik ettiğinden dolayı, çocuğun gelişimi için yararlıdır. Çocuk yeni bir oyun kurma, yeni bir meşguliyet yaratma çabası içinde iken yaratıcılığı gelişir, hayal gücü genişler. Ne yapsam, ne oynasam diye evde dolasan bir çocuk yeni icatlar pesindedir. Yeni fikirler böyle zamanlarda ortaya çıkabilir. Kısaca can sıkıntısı çocuğu yaratıcılığa iter.
Ebeveynler çocukları ile yeterince ilgilenmediklerini, onunla yeterince vakit geçirmediklerini düşünüyorlarsa çocuklarından gelen bu yöndeki olumsuz sinyalleri dikkate alıp onunla daha yoğun ve kaliteli zaman getirmeye özen göstermelidir. Eğer çocuğun can sıkıntısının nedeni anne babanın ilgisizliği değilse, çocuğun her canı sıkıldığında onun sıkıntısını geçirmeye çalışmayın. Çocuğunuza bir iki öneride bulunun. “Boya yapmak ister misin?” “Parka gidelim mi” gibi birkaç öneriden sonra çocuğunuz isteksiz davranıyor ve tekliflerinizi geri çeviriyorsa, canının sıkılmasının nedeni sizin ilgisizliğiniz değildir. Bu önerilerinizi geri çevirirse kendi kendine yeni bir meşguliyet bulması için onu teşvik edin.“ Ne yapılabilir sence, ne yapmak istersin, biraz düşün” seklinde çocuğun düşünmesini, yeni fikirler üretmesini sağlayabilirsiniz.
Yeni fikirler üretebilmek için çocuğunuza zaman verin. Yeni fikirler bulmak zaman alır. Oyuncaklar çocukların yaratıcılığını engelleyebilir. Bir düğmesine basınca çalışan oyuncaklar, tek bir fonksiyonu olan oyuncaklar çocuğun hayal gücünü kullanmaya ihtiyacı olmadan oynamasına neden olur. Çocukların doğada bulunan ve yaratıcılığı destekleyen araç gereçlerle oynamasına imkan verin. Sokaktan, ormandan toplanan çubuklar, taslar, yapraklar çocuklar tarafından çok yönlü kullanılabilirler. Bu tür malzemelerle çocuk değişik ve yaratıcı buluşlar, denemeler yapabilirler. Bu zeka gelişimleri için de çok önemlidir.
Avrupa´da bir çok anaokulunda “Oyuncaksız günler” yapılmaya başladı. sınıftaki tüm oyuncaklar birkaç günlüğüne kaldırılıyor. Çocuklar oyuncak olmadan çevrelerini gözlemleyip oyun kurmaya teşvik ediliyor. Oyuncak olmadan kendisini meşgul etmeyi unutmuş olan çocuklar ilk baslarda zorlansa da böyle projeler sayesinde, tekrar düşünmeye, yoğun bir şekilde meşgul olmaya alışıyor. Siz de evinizde bu tür denemeler yapabilirsiniz. Bütün oyuncaklar kaldıramasanız bile oyuncakların bir bölümünü bir süreliğine saklayabilirsiniz. Daha az oyuncakla oyunlar icat etmeye çalışan çocuk saklanan oyuncaklarını tekrar çıkardığınızda yeni oyuncak alınmış gibi sevinecektir.
Çocukla bol bol dışarıya çıkıp doğada yeni tecrübeler edinmesini sağlayın. Doğa çocuğun gelişimini desteklemek için en güzel imkanlara sahiptir. Çocuklar yeni oyunlar üretebilirsiniz. Duydugunuz sesleri şehirde duyduğunuz seslerden ya da evdeki seslerden ayırt edebilmek için oyunlar bulabilirsiniz. Çocuk bu şekilde oyun icat etme konusunda teşvik edilmiş olur ve bu konuda kendisine güveni gelir.
Çocuğunuza örnek olun. “Canım sıkılıyor” deyip elinize uzaktan kumandayı almayın. Çocuğunuz sizin can sıkıntısında ne yaptığınızı örnek alacaklardır. Caniniz sıkılıyor diye cips, şekerleme yerseniz “Ne yesem acaba” diye buzdolabına yönelirseniz çocuğunuz da can sıkıntısını yemek yiyerek atlatmayı öğrenir.
Tags: bebek oyunları, bebeklerde can sıkıntısı, cocuk oyunları, cocuklarda can sıkıntısı, çocuklarda yaratıcılık
“Bu da nesi?” diyebilirsiniz… ItsImagical ? … Bu Yaprak ve benim en sevdiğimiz oyuncak markası
Yaprak için oyuncak alışverişi yaparken “Aaaaa, ne güzel, aaaa ne şirin” diye seçimlerimi yapmıyorum. Yaprak’ın gelişim sürecinde ona uygun alternatiflerin neler olabileceğini araştırdıktan sonra sokağa çıkıyorum. Baktığımda bugüne kadarki dükkan seçimlerimdeki en belirgin özellik, Türkiye’deki oyuncak perakendecilik anlayışından hoşlanmadığım. Eğer biraz oyuncak dünyasına girerseniz, ülkemizdeki bu tip oyuncak marketlerinde satılan ürünlerin çok baştan savma, kalitesiz, çalışanlarının ise bilgisiz olduklarını, bu zincirlerin sahiplerinin içinde bulundukları işe dair hiçbir pediyatrik inceleme yapmadıklarını, kısacası işlerine kesinlikle bilimsel yaklaşmadıklarını çok net görebilirsiniz. İşinde özensiz olandan mal almamak özgürlüğümü kullanarak artık bu dükkanlara yaklaşmadığımı söyleyebilirm.
Peki, girdiğimiz oyuncakçıyı ve bir oyuncağı sevmemiz için neler gerekli diye düşünecek olursak ;
1. Yaprak’ın ilgisini çekmesi,
2. Oyuncakların mümkün olduğunca doğal malzemelerden yapılması,
3. Bebek ve çocuğun zihinsel, duygusal ve bedensel gelişiminde ne gibi faydalar sağlayabileceğini net bir şekilde okuyabilmemiz ve bu faydanın benim aklıma yatması,
4. Aldığımız oyuncakların Yaprak’ın gelişimde birbirleri ile senkronize olması
5. Aldığımız oyuncakların bize uyan bir üsluba sahip olması.
6. Dükkan raf düzeninin sistemli olması, oyuncakların dönemsel olarak çocuk gelişimde birbirleri ile bağlantılarının kurulmuş olması
7. Satıcının/tezgahtarın sattığı oyuncaklar hakkındaki bilgisi, bize olan ilgisi ve bizi doğru yönlendirebilmesi
TaygaToys’u da çok beğenmemiz bir yana, yukarıdaki açılımlardan sonra en sevdiğimiz oyuncak markasını ItsImagical olarak tespit ettik. ItsImagical, bebekler, okul öncesi ve sonrası dönem çocuklar için son derece zengin, geliştirici, eğlendirici, yaratıcılığı teşvik edici oyuncak alternatifleri sunuyor. Aslen İspanyol olan markanın İstanbul’da biri Nişantaşı City’s de olmak üzere dört mağazası var ( Levent – Kanyon / Kemerburgaz – Artell Forum/ Bahçeşehir – Pretij Mall ) . Bir mağazası da Ankara Oran’da bulunuyor. Reklam yapmış gibi olduk ama bir kullanıcısı olarak ilgililerine şiddetle tavsiye ederiz.
Tags: ItsImagical, TaygaToys
Aradan tamı tamina altı ay geçti, seni ilk bana gösterdiklerindeki mucize hissini geçen her gün daha da büyüyerek yaşıyorum.
Yaprak 06.12.2007
Yaprak 06.06.2008
Aslında yazmaya ne gerek var, fotoğraflar anlatıyor zaten tatlılığı … bakalım minik böcek 1 yaşına bastığı gün nasıl olacak ?
YENİ DÜNYA
Sesinle ağaçlar arasındaki binlerce noktadan akar,
Yeni dünya,
serpilir, bitmeyen günün aydınlığına
Dağların en aşılmaz sarpından
Nehirlerin en coşkun sularına kadar
Neredeydin diye sorarım,
aynada baktığım o bir çift göze.
Gökyüzü ellerinde, sen benim her nefesimde.
Ruhunu görmüştüm,
masalımsı
Ayaklarını hayal etmiştim,
elimle karnımı iterken
Şimdiyse tuttuğum mis ten,
bizden
ve
eğer bendense sendeki beden,
Hep sevdiğimdi o, önceden
Sonrası, şimdiden aklımda bir ağaç, bir çiçek, bir evren.
Büyüyeceksin her gün alev gibi,
Güçleneceksin sadece kendin gibi,
ve sana verileni çok ama çok düşüneceksin,
Dilerim aklındaki seven annen
gibi.
Seni seviyorum Yaprak’ım, iyi ki doğdun, yarım yaşın kutlu olsun
Tags: 6 aylık bebek gelişimi
Geçen hafta Yaprak’a TaygaToys’dan oyuncaklar aldık. Bir hacıyatmaz, bir araba ve bir küçük kurmalı böcek. TaygaToys’un oyuncaklarının en büyük özelliği tahta gibi doğal bir malzemeyi ağırlıklı olarak üretilmesi. Dükkanın içinde dolaşırken içerideki nostaljik hava insanı çok etkiliyor. Her yaş için öyle de güzel şeyler var ki, “ah ah” diyor benim gibiler, “bizim zamanımızda yoktu”.
Herneyse alışverişten sonra eve geldik ve aldıklarımızı kutularından çıkarttık. Hepsi Yaprak’ın çok hoşuna gitti ama şu kurmalı böcek yok mu? … İzleyin, görün, dinleyin minik kızımın şen kahkahalarını
Ayrıca google video’da bir türlü çıkmayan “Yaprak Sağ Ayak Baş Parmağını Yerken Yakalandı“ da sonunda yayına girdi ve ben de hemen bloga eklendim.
Soru : Bebeğim ne zaman oyun küpleri ile oynamaya başlar ? Oyun küplerinin faydası nedir ?
Cevap : 6 aylık olduğu zaman bebeklere oyun küpleri verilebilir. Ancak bu dönemde küplerle yapacakları yegane şey onları tutarak ağızlarına götürmeleri olacaktır. Küplerle oynamayı öğrenmek ise birkaç ay daha alır. Bebekler ancak 12 aylık olduklarında bir küpü alarak diğerinin üstüne yerleştirebilecek duruma gelirler.
Küpleri birbirinin üstüne koyarak oynamak bebeklerin hem beden, hem de zihinsel gelişimleri için çok önemli bir oyundur çünkü bu oyun bebeklerde bedensel beceriyi, zihinsel olarak da planlama yapabilme ve konsantrasyon yeterliliğini gerektirir. Oyun küpleri çocuğunuzun yaratıcılığını beslemenin, organize olmayı, dengelemeyi ve istiflemeyi öğretmenin, el-göz koordinasyonunu geliştirmenin ve tutma, yakalama gibi ana motor becerilerini oluşturmanın en iyi yollarından biridir. Diğer bir faydası ise çok uzun süreli bir oyun arkadaşı olmasıdır. Birçok çocuk bebeklikten neredeyse okul çağına kadar küplerle keyifle oynarlar.
Bebeğiniz küplerle oynamaya başladığında ona eğlenceli aktiviteler gösterin, örneğin küpleri bir plastik kaba veya kamyonun içine atıp sonra boşaltmak gibi. Sonra küplerle büyük bir kule yapıp ardından onu devirin veya ona devirtin. Bu çabalarınıza karşılık sonunda çocuğunuz da kendi inşa projelerini gerçekleştirmeye başlayacaktır. Çocuğunuz 18 aylık olduğunda ise küpleri renkleri, şekilleri ve üstündeki resimlere göre ayrıştırmayı anlamaya başlayacaktır.
Kaynak : Babycenter.com
Tags: 12 aylık bebeklerde öğrenme, 18 aylık bebeklerde öğrenme, 6 aylık bebeklerde öğrenme, bebek oyunları, bebeklerde öğrenme, oyun küpleri

Yaprak 4 aylık olduğunda, yani Nisan başı itibariyle, ilk başta elma ile mevye yeme denemelerine başladım. Ancak bu ilk denemelerim başarısız oldu. Yaprak kesinlikle ne elma suyunu, ne de püresini kabul etmedi. Doktorumuz Nazmi Bey ve okuduğum bütün kitaplar “eğer bebeğiniz kabul etmiyorsa zorlamayın, 15 gün sonra tekrar deneyin” demişti, ben de öyle yaptım. İkinci denemem de başarısız olduktan sonra biraz erken davrandığıma kesin karar verdim.
Mayıs ayının 10′unda yeni denemelerime başladım. İlginç bir şekilde, Yaprak elma suyunu değil ama elma püresini yemeyi istekle kabul etti. Aynı zamanda 4 aylıktan itibaren akşamları 19:00-20:00 gibi verdiğim pirinçli muhallebiye muz ezerek eklemeye başladım. Yaprak bu girişimimi de severek yiyince ben çok mutlu oldum. Üçüncü meyvemiz ise kayısıydı. Kabuğunu soyduğum kayısıyı dişsiz ağzı ile kemirmeye çalışması hem çok eğlenceli, hem de başka tatları denemeye hazır olduğunun göstergesi oldu bana. Dün akşam biraz karpuz suyu verdim ama dördüncü kaşıktan sonra suyu geri tükürmeye başladı. Sevdi mi, sevmedi mi anlayamadım. Bir iki gün sonra tekrar deneyeceğim. Bunların yanında Milupa’nın elma – şeftali karışımını çok sevdi. Demek ki eğer şeftaliler biraz daha olgunlaşır ise beşinci meyvemiz olacak. Sonuç olarak üç-dört meyveyi hayatımıza katabilmiş olmaktan memnunum.
Yaprak’ın sulu kıvamdaki kakası, bol miktarda şeker almaya başlamasıyla katılaştı. Hatta bu durum ara ara beni kaygılandırmıyor değil. Bazen kabızlık problemi kapıda gibi geliyor. Sanırım muz ve pirinçli muhallebi birleşince böyle bir etki oluştu. Ne yapmalıyım diye düşünürken taze elma püresinin bu sorunun en iyi çözümü olduğunu geçen hafta keşfettim. Elmanın içindeki lifler Yaprak’ın bağırsaklarına yardımcı oluyor.
Bu arada yabancı web sitelerinde insanların bebeklerini dört aylıktan itibaren sofra yemekleri ile beslediklerini okuyorum ve şok geçiriyorum. Ben “aman bebeğin bağırsakları alışsın, çok zorlanmasın” derken, insanlar kendi yedikleri yemekleri ezerek yedirebiliyorlar. Bu da iyi mi, kötü mü, biz mi çok pimpirikliyiz, yoksa onlar mı çok kaygısız, anlayamadım …

![]()
Soru : Bebeğime ne zaman kitap okumaya başlamalıyım ? Faydaları nelerdir ?
Cevap : Birçok ebeveyn kitap bebeğinize kitap okumanın faydalarının farkında değildir. Oysa ki 6 aylıktan itibaren bebekler kendilerine güzel hikayeler okunmasından ve okunan kitaptaki resimleri takip etmekten çok hoşlanırlar. Hikaye okumak bebek ile ebeveyleri arasında sıcak ilişki kurulmasına ve bebeğin sosyalleşmesine imkan sağlar.
Uygulamada bebeğinize günün belirli saat veya saatlerinde; örneğin sabahları veya gece uyku öncesi, kitap okunması tavsiye edilir. Piyasada bulunan çeşitli masal CD ve kayıtlarının kullanımı 2 yaş öncesi için uygun değildir. Ancak bu tip kayıtlar 2 yaş sonrası için bile hiçbir zaman ebeveylerin birebir okuduğu kitabın yerini tutamaz.
Küçük bebeklere neyin okunduğu aslında önemli değildir. Önemli olan okuma fiilidir. İster bir masal kitabı, ister gazete okuyun, unutmayın ki, küçük bebekler kitaplardaki büyük ve canlı renkli desenleri izlemeyi ve ebeveynin ağzından çıkan uyumlu, müzikal kelimeleri dinlemeyi severler. Bu nedenle belirli bir rutini olan tekerlemeleri heyecanla dinlerler veya “fış fış kayıkçı” gibi melodik bedensel aktivitelere istekle katılırlar.
18 aydan küçük bebekler karmaşık renkli resimleri olan kitaplara bakmaktan anlayamadıkları için hoşlanmazlar. Bu dönem bebekler için her sayfasında bir büyük renkli figürün resmedildiği kitaplar idealdir.
Diğer bir önemli konu, yeni yürüme çağına girmiş bebeklerin bir masalı anlayabilmeleri için onu defalarca duyma gerekliliğidir. Yani ebeveyler sık sık okudukları kitap veya masalı değiştirmemelidirler. Aynı masal kitabını bıkmadan, tekrar tekrar okunması çok önemlidir. Ayrıca masal hakkında konuşmaya ve hakkında sorular üretmeye başlayan çocuğunuzu cevapsız bırakmamalısınız.
Kitap okurken çocuğunuzu da masala dahil etmeyi unutmayın. Sürekli okumak yerine zaman zaman durun ve ona masal veya resimler hakkında sorular sorun. Masal içindeki karakterin özelliklerine göre ses tonunuzu değiştiriin, yüzünüze mimikler katın ve okunacak masalın seçimini çocuğunuza bırakın.
Kitap okurken erken dönemde kelime, işaret öğretmeye çalışmak çocuğunuzun masaldan aldığı keyifi azaltabilir. Kitap okurken çocuğunuza birşeyler öğretmeye değil, okunandan keyif almasına ve kurulan iletişiminize önem verin. Çocuğunuz zaten okunan ile gördükleri kelimeler arasındaki bağlantıyı zaman içinde kendi başına kuracaktır.
Ebeveynlerin yaptığı ortak bir diğer hata ise okuma yazma öğrenmiş bir çocuğa kitap okumayı kesmektir. Burada yine kaçırılan nokta arada kurulan iletişimdir. Çocuğunuz sizinle başbaşa geçireceği ve sizden duyacağı herşeyden mutluluk duyar. Kendi kendine anlayamayacaklarını okuma esnasında size sorarak daha kolay kavrar.
Kaynak : Babycenter.com
“Yaprak ve İlk Bebek Kitapları” yazısı için tıklayınız.
“Remzi Kitapevi / Çocuk Kitapları / Uykudan Önce Serisi” yazısı için tıklayınız.
Tags: bebek kitapları, bebeklere kitap okumak, bebk masal kitapları, çocuklara kitap okumak, resimli bebek kitapları
Soru : Bebeğimi şımartıcağım diye kaygılanıyorum. Haklı bir kaygı içinde miyim ?
Cevap : Hayır. Küçük bebeklerde şimarma diye bir durum olmaz. Bebeğiniz verebileceğiniz bütün ilgi ve dikkate ihtiyacı vardır. Etrafınızdaki bebek yetiştirmekten çok anlayan büyüklerin (!) “çok kucağa alma, vs.” laflarını dinlemeyin. Kendi ebeveyn içgüdünüz bebeğiniz ağlarken ne yapmanız gerektiği konusunda sizi en doğru şekilde yönlendirecektir.
“Şımarık çocuklar” olumsuz davranışlar sergileyerek istediklerini elde etmeyi öğrenmişlerdir. Ancak bebeğiniz sizi bu şekilde manipule edemeyecek kadar küçüktür. Onlar bir ihtiyaçları yüzünden iletişime geçmek üzere ağlarlar; ya açtır, ya altının değişmesi gerekiyordur, ya da anne veya babasının sarılışına gereksinim duymaktadır. Bebeğinizin bu ihtiyaçlarına ne kadar çabuk cevap verirseniz, ona o kadar değerli ve önemli olduğunu gösterirsiniz. Bu, sizin bebeğinizdeki güven duygusunu oluşturup geliştirdiğiniz dönemdir. Bu oluşum onun ilerleyen yıllardaki en önemli yapı taşı olacaktır.
Eğer bebeğinizin ihtiyacına seri bir şekilde cevap verirseniz, kendisini daha güvende, az kaygılı hissedecek ve bu da ona etrafını kendince daha iyi tanıma cesareti verecektir. Eğer sizin onun ağlamalarına hemen cevap verdiğinizi anlar ise, nedensiz ağlamaktan vazgeçecektir. Asıl ihtiyaçları hızlı karşılanan bebekler, zamanla daha az ağlayan ve daha fazla değil, tam tersi daha az talepkar hale gelirler.
Bebekler 6-8 aylık olunca ‘neden-sonuç’ ilişkisine daha çok dikkat edecektir. Örneğin tabağını oturma sandalyesinden aşağı iterse yere düşmektedir . Ayrıca onun davranışları ile sizin tepkileriniz arasında bağlantı kurmaya başlar. Bu dönemde bazı sınırlar koymak gerekli olabilir. Bebeğiniz eğer kendisine gerekli olmayan birşey veya bir nedenle ağlıyorsa, ona tatlı talı sarılın ve onu sakinleştirin. Ayrıca bebeğinizin güzel davranışları için de ona sarılın ve “aferin” deyin. Olası tehlikeli davranışlarını ise kibarca yeniden yönlendirin.
Doğru kıvamda verilen sevgi ve rehberlik bebeğinize bu dünya üzerindeki yerini anlamasını sağlayacaktır. Siz şimdi elinizden gelen bütün ilgi ve sevgiyi bebeğinize verin ve unutmayın hiç bir zaman sizin vereceğiniz onun için yeterli olmayacaktır.
Kaynak : Babycenter.com



















Yazılarımıza Gelen Son Yorumlar