Archive for Kasım, 2007

Bu kontrolümüz de çok iyi geçti. Birincisi sağlığında hiçbir olumsuz durum yok. Boyun 53 cm., Murat Bey doğum esnasındaki uzunluğa bir ay önceden ulaştığını söyledi. Kilon da ortalamanın üstünde. Kısacası benim kendim için söylediğim “Kocamanım, kocamanım, kocaman, kocaman, kocamanım” şarkım sana da yakışıyor.

İkincisi geçen aydan beri kilo almamış olmam beni sevindirdi. Doğuma yaklaşık bir ay var. Bugüne kadar toplam 12.2 kilo aldım. Geçen ay kendi kendime koyduğum “hamilelik sonuna kadar en fazla iki kilo daha almak” hedefini tutturabileceğim gibi görünüyor.

Geçen ayki kontrolde hareket özgürlüğüme konan kısıt kaldırıldı. Artık akciğerlerin gelişti ve olası bir erken doğumda yaşanabilecek yaşamsal tehlike bitti. Sabah ve akşam yürüyüşlerine çıkmamın bebeğin doğum pozisyonuna girmesinde faydalı olacağını söyledi Murat Bey.

Bu kontrolümüzde normal veya sezaryan hangi doğum sürecine gireceğimizi öğrenebileceğimizi düşünmüştüm ama yanılmışım. 37. haftadaki tetkikte gerekli yönlendirmeyi yapacakmış doktorumuz.

Ayrıca Murat Bey’e hastane seçimimizden bahsettim ve doğum sonrasi için bize çocuk doktoru tavsiye etmesini istedim. İlk kontrolleri hastanede olduktan sonra bize evimizi de yakın olan Dr. Mehmet Vural’ı önerdi. Hastane seçimimiz için de olumlu yaklaştı, Avrupa Hastanesine gidip bir görmemizi ve kayıt yaptırmamızı istedi.

Diğer detaylara gelince, bu sefer ultrason çekimlerin yoktu. Kafanı, kemiklerini, kemik boylarını ölçtük, kalbinin atışı dinledik (150). Kan veya idrar herhangi bir test de yaptırmadık.

Doktorumuzun yanından ayrılıp Nişantaşı’na çıkmamız ile sağnak yağışa yakalandık. Öyle ki, sokakta karşıdan karşıya geçebilmek için bayağı yürümek zorunda kaldım. Hava da kararınca lamba falan aramadan, yolumuz üzerindeki markete uğrayarak hızlıca eve döndüm.

Şu anda kanımda kıpır kıpırsın. Bayılıyorsun üzüme biliyorum :) . Meyveyi çok seviyorsun. Elma, portakal, mandalina, üzüm, armut ve dondurma yediğimde keyfine diyecek yok :)

Minik Yaprak’ım seni babanla ne kadar çok sevdiğimizi bir bilsen. O da artık 2-3 gün sonra bize katılacak. Babayı özledik :)

Tags:

Yaprak’ın Oyuncakları

Posted by: ipek aral kişioğluin Doğum Öncesi in Doğum Öncesi
15
Kas

Bugün “pastırma yazı” güneşini fırsat bilip öğleden sonra sokağa attım kendimi. Asıl amacım bir başucu lambası almaktı. Geçen hafta temizlik sırasında mevcut olanı yere düşürüp beş parçaya ayırınca nedense hiç üzülmemiştim. Sanki bugün için ön hazırlık olmuştu. Kendimi böyle güzel bir havada sokaklara atmak için bir vesile diyelim.

Siz başucu lambası almak isteseniz nereye gidersiniz ? Ikea, Tepe, Mudo Concept, başka başka möble mağazaları, çeşitli hediyelik eşya satan dükkanlar, vs … ben de bu düşüncelerle apartmandan çıktım. Şöyle derin ve mutluluk dolu bir nefes aldım. “Tam yürüyüş havası” dedim içimden ve başladım adımlarımı atmaya. Sanırım fazla ağırlıktan dolayı yokuş aşağı gitmek bana daha kolay geldi ve Beşiktaş’a indim.

Beşiktaş Çarşısı gibi bir yerde, hafta içi insan kalabalığı dışında kafamdaki başucu lambasını bulmak gibi bir şansım yoktu, biliyordum. Bir iki dükkana girdim laf olsun diye. Sonrasında ise direkt Kabalcı’da buldum kendimi. Lamba bakıyor gibi yaparken oyuncak bölümüne doğru kaydı gözlerim. Üç-dört yaş grubu, iki yaş, altı ay derken birden çok önemli birşey farkettim : Yaprak’ın hemen hemen bütün eşyaları tamamdı … en önemlileri hariç : oyuncak :)

Markalar, irili ufaklı kutular arasından (0+) işareti bulunan bütün oyuncakları çıkardım. Çocuklar gibi şendim. Yaprak için onun hoşuna gidebileceğini düşündüğüm oyuncakları almanın beni bu kadar mutlu edebileceğini hiç düşünmemiştim.

İlk başta yatağına yakışacak müzikli birşeyler bakmak istedim. Alternatifler çoktu. Hareketliler, hafızasında altı ayrı melodi tutanlar, büyükler, küçükler, ışıklılar … ne zormuş seçmek. :) Sonunda ortası sarı, yaprakları mor, yatağının kenarına asabileceğimiz büyük bir ayçiçeği almaya karar verdim. Bir de arısı vardı kenarında çiçeğe konan. Gülen surat çizili ortadaki sarı bölgeye hafif dokununca içerideki mekanizma harekete geçiyor, ışık yanıyor ve müzik başlıyordu. Çok tatlı :)

İkinci olarak ise gözüme bir eldiven çarptı. Rengarenk eldivenin her parmağında sevimli, ayrı bir hayvan gülerek bana bakıyordu; bir inek, bir koyun, bir eşek, bir fare, bir tavuk. Eldivenin avucunda ise üç sayfalık minik bir kitapçık vardı. İkinci orta sayfayı sıkınca “vik vik” diye komik bir ses çıkıyordu. Eve döndüğümde eldiveni kutusundan çıkarıp elime geçirince gayri ihtiyari başladım bütün hayvanları konuşturmaya. Üçüncü ve son oyuncaklar ise ucunda renkli, gülen, çıngıraklı arı ve kelebekler olan çorap ve bileklikler. Minik Yaprak’ım, önümüzdeki günlerde acaba en çok sen mi eğleneceksin, ben mi vallahi bilemiyorum :) Diğer taraftan başucu lambası alışverişi aklımdan uçtu gitti. Yarın doktor kontrolümüz sonrasında belki Nişantaşı’nda birşeyler bulabilirim. Lamba bahane, yeterki yine hava güzel olsun :)

Bu kadar anlatıp web sitesini hafızaya almadan bitirmek olmaz. Tıklayınız.

.

Tags: , ,

DOĞANLA

Posted by: ipek aral kişioğluin Doğum Öncesi in Doğum Öncesi
10
Kas

DOĞANLA

Pek bir sessiz olsaydık, dakikalar geçmek bilmiyor
Esiyor, damlalar içimizden geçiyor
diğer taraf nerede diye soruyorlar
bazen bekliyoruz, bazen kaçıyoruz
uyuyoruz, yine bekliyoruz.

Konduk daldan, kalktık hızlıca
Bir o tarafa, bir bu tarafa-
-ymış gibi, oysaki değil,
dümdüz yürüyoruz
dimdik geçiyoruz araftan tarafa

Aklıma geliyor tuttuğum sözler
hiç bakmıyorum geriye;
sele, depreme, kayıplara, azlıklara
Denemenin öncesine ve bize,
şimdi elimizdekinin emsalsizliğine dalıyorum
bu karanlık gecede seninle.

Yaprak’a

Tags:

Ayşe’nin yaşgünü partisinden bir kare … Ağzımdan adeta “Kocamanım, kocamanım, kocaman, kocaman, kocamanım” şarkısı dökülüyor :) Aslında fotoğrafın böyle çıkmasının nedeni arkamda oturan Özlem’le konuşabilmek için seninle birlikte yan dönmeye çalışmamdı. Ama her ne olusa olsun, 34. haftadayız, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik :) Uzun aradan sonra partide rastlaştığımız Fiona seni görünce çok şaşırdı ve “ben de bakmamaya çalışıyordum, biraz kilo almış, birşey söyleyip üzmeyeyim” demiş kendi kendine. Sonrasında iyice bakınca şok geçirmiş, gelip karnımın üstünden seni okşadı, güldü, “Çok güzel” dedi. Devamında da “Çok iyisin, sana çok yakışmış, ben fil gibi olmuştum” dedi.